<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208</id><updated>2011-11-27T15:19:09.147-08:00</updated><title type='text'>Salon Salomanje</title><subtitle type='html'>i've been passing...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>45</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-2636777465086950364</id><published>2010-12-06T08:08:00.001-08:00</published><updated>2010-12-06T08:54:24.738-08:00</updated><title type='text'>Beyoğu'ndan Vakko'ya kültür ürünü çikolata</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;bir Beyoğlu aşığısınız ya da İstiklal Caddesi'nde ilk defa yürüyenlerdensiniz...görmüşsünüzdür folyo kağıtlara sarılı el yapımı çikolataların köşe başlarında satıldığını..folyoların üstünde logo yoktur; adı vardır sadece bu çikolataların.ne dede yadigarıdır ne de o sokağa özgü bir bileşenle yapılır. eğer çikolata yapmanın püf noktalarını biliyorsanız çikolata üzerine evinizde daha üstün lezzetler tutturma şansınız da olasıdır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir kültür ürünü müdür? tartışılır. Beyoğlu kültürü diye bir şeyden söz edilebilirse sayılır da..ama hangi kültürel motifleri taşır orası belirsiz. bir pazarlama ürünü müdür; o da tartışılır. evvel zaman içinde rekabetin getirdiği bir köşe kapma stratejisine sahip olduğu bir gerçek..başarılı bir satış örneği ama.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TP0UZRpDD5I/AAAAAAAAAH0/KSIwS8SXxoY/s1600/editorden-tadituzu-212x266.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 220px; HEIGHT: 271px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5547612740455174034" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TP0UZRpDD5I/AAAAAAAAAH0/KSIwS8SXxoY/s400/editorden-tadituzu-212x266.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;siz hiç Beyoğlu çikolatası satın alırken neden Beyoğlu çikolatası satın alıyorum diye düşündünüz mü? üstelik herhangi bir perakende zincirinde daha ucuzunu ve lezzetlisini bulabilme ihtimaliniz de varken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söz konusu çikolatayı bu sıradışı alma isteği belki de mekana ait birşeye sahip olma içgüdüsünden de ibaret olabilir... öyle ya da böyle Meşhur Beyoğlu çikolatasıdır onun adı. İstanbullu lar kişisel tarihleriyle özdeşleştirirler, turistler yöreseler bir tat deneyimlerler; derken dilden dile dolaşır..doğal bir pazarlama mekanizması vardır. markalaşma süreci kültürün endüstrileştirici gücüyle harmanlanmış günümüze kadar ulaşmıştır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öte yandan özenle üzerine logoları basılmış, iletişimi gün be gün daha güçlendirilen Vakko çikolatasını düşünün. geçen gün arkadaşımla radyoda reklamını duyduğumuzda ikimizde aynı soruyu sorduk birbirimize ? bir insan neden Vakko çikolata alır? malum moda sektöründe kendini kanıtlamış bir marka, müdavimlerine özel günlerde promosyon ürünü vermek yerine üzerlerine logosunu bastığı çikolatalar-yabancı olduğu bir sektörde- satsın? üstelik bedava ekonomilerin iliğimize işlediği bu dönemde..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;                      &lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TP0UgOZPRPI/AAAAAAAAAH8/zV-pR9VedwQ/s1600/imagesCAC5HRND.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 318px; HEIGHT: 173px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5547612859842643186" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TP0UgOZPRPI/AAAAAAAAAH8/zV-pR9VedwQ/s400/imagesCAC5HRND.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;işte iki uç örnek: bir yanda vizyon sahibi bir firma; stratejik bir şekilde devam ediyor; öte yanda neredeyse yarıkamusal bir ürün-kültür ürünü- satış grafiklerini karşılaştırdığımızda gelir açısından sonuç nasıl olurdu çok merak ettim şimdi..bu aynı pazarda elmasla su satmaya benziyor biraz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ortak noktaları mı ? tabikii kültür..Vakko 'nun yaygınlaştırmaya ihtiyacı var mı çikolatalarını hi sanmıyorum. Beyoğlu çikolatasının ise hergün 100 lerce potansiyel alıcısı var. Beyoğlu ndan öteye geçmek ister mi onu da sanmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynı ortak paydada birleşen bu iki uç örnek kültür ürünü diye adlandırdığımız şeyin aslında ne kadar göreceli bir kavram olduğunu gösteriyor..Vakko'nun sattığı şey makro ölçekte baktığımızda aslında bir kültür ürünü..Aslında Vakko moda ile gastronomiyi birleştirerek dahice birşey yapıyor bu noktada..kendisi farkında mı bilmiyorum; kültür endüstrilerinin birer parçaları olarak kabul ettiğimiz bu iki alan birbirinden beslendiği takdirde yaratıcı her iki sektör de alanını genişletebilir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu konuyla ilgili tüketici davranışlarını vs bırakalım pazarlamacılar yorumlasın. bu iki örneğin verdiği sektörel ilham aslında benim dikkatimi çeken...kültür endüstrilerinde ayrı sektörler birbirleriyle etkileşim haline girdiklerinde teknoloji veri olarak kullanılmasa bile sektörel iyileşme yaşanabilir.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-2636777465086950364?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/2636777465086950364/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=2636777465086950364' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2636777465086950364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2636777465086950364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2010/12/beyogundan-vakkoya-kultur-urunu.html' title='Beyoğu&apos;ndan Vakko&apos;ya kültür ürünü çikolata'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TP0UZRpDD5I/AAAAAAAAAH0/KSIwS8SXxoY/s72-c/editorden-tadituzu-212x266.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-5401848470007200337</id><published>2010-07-18T12:29:00.000-07:00</published><updated>2010-07-18T12:30:08.915-07:00</updated><title type='text'>bug</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;br /&gt;Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler. (F.Schiller)&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-5401848470007200337?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/5401848470007200337/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=5401848470007200337' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5401848470007200337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5401848470007200337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2010/07/bug.html' title='bug'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-1445800064433786963</id><published>2010-06-21T12:40:00.000-07:00</published><updated>2010-06-21T12:52:00.640-07:00</updated><title type='text'>kendi kendine iletişebilmek</title><content type='html'>garip..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o denli saçma..aslında dolduğu kadar boş..ifade biçimlerinin içindeki giz belki de gizlendiği...&lt;br /&gt;bir nefes..nefes alacağını önceden bilerek nefsini söndürmek..&lt;br /&gt;bir kadere yöne vermek..doğmamışlığa..&lt;br /&gt;içine bakmak derken...neye benzeyeceğini merak etmek..ama o hep aklındaki sureti; ilk resmi..resm-i bir ifade biçimi olsaydı yaşamaktı adı...&lt;br /&gt;ama ince kıvrımlı yolun ucunda..nihayetinde toprağa karışan sıvı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi kendine itişebilmekten öte...sözcükler havaya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;x:o'lsaydı ne güzel o'lurdu kendi renginde kendi kendinde doğan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TB_Cr3VDZZI/AAAAAAAAAGs/ZfvxCjgUZPw/s1600/19032_1184055570852_1512143351_30402372_7981333_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 323px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TB_Cr3VDZZI/AAAAAAAAAGs/ZfvxCjgUZPw/s400/19032_1184055570852_1512143351_30402372_7981333_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485316930002970002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-1445800064433786963?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/1445800064433786963/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=1445800064433786963' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1445800064433786963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1445800064433786963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2010/06/kendi-kendine-iletisebilmek.html' title='kendi kendine iletişebilmek'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TB_Cr3VDZZI/AAAAAAAAAGs/ZfvxCjgUZPw/s72-c/19032_1184055570852_1512143351_30402372_7981333_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-2155065296401496203</id><published>2010-03-15T12:58:00.001-07:00</published><updated>2010-03-15T14:01:50.604-07:00</updated><title type='text'>sessiz de iletişebilmek</title><content type='html'>bir derdin varsa anlatmak istersin; ziyadesiyle de anlaşılmak. çok bağırman gerekmez aslında..yerkürenin onca sesle dolmasina inat sessiz kalirsin. sinmek değil..derdin olan şeyi vızır vızır algıyı santim santim fethetme arzusunda olan kuşaklar arasında sessiz kalarak dan diye yüzüne çarpmak kitlelerin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz şöyle yaptık, biz böyle büyüyüğüz değil kurumların iletişebilmesindeki amaç.bunu kavrayabilseler gerçekten vicdan damarlarına dokunabilecekler toplumun.o çok arzu edilen sosyal sorumluluk uyaranları uyanacak güzellik uykusundan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;medyacı ya da reklamcı değilim doğru mesajı doğru kitleye ulaştırmak gibi ahkamlar kesmek haddim değil..ama -eğer adam olmayı başarabilirsem -kurumsal iletişim uzmanı diyecekler ileride bana..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir çeşit kurum anneliği aslında..kurumun kişiliğini kuşanmak ve onun adımlarına güven katmak, tahtaya boyu yetişemiyorsa ayağının altına yükselti koymak, papyonunu düzeltmek, saçını taramak, bazen masallar anlatmak, kamusal alanda veliliğini yapmak...ama her şeyden önce asıl derdini iyi kavramak..ve onu en farklı şekilde temsil etmek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazen hiçbir şey söylemese de aslında çok şey anlatmak..Şekerbank'ın yeni imaj filmi tam da bu amaca hizmet ediyor..Bilenler bilir filmin yönetmeni Levent Semerci, kendi sinema filmi Nefes 'te de kaliteli bir iş çıkarmıştı ortaya..Sıradaki adımı dört gözle bekleniyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla söze ne hacet:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Q9ceAppZ7jg"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=Q9ceAppZ7jg&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Künye:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklamveren : Şekerbank&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklamveren yetkilisi : Aybala Şimşek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklam ajansı : Concept&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşteri ilişkileri : Hande Akın, Gülin Erdoğan, Zeynep Kahvecioğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kreatif direktörler : Kerem Özkut, Kerem Altuntaş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcı Grup : Kadir Özdemir, Emre Kuzuoğlu, Sertaç Çiçek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prodüksiyon Şirketi : Creavidi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen : Levent Semerci&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik : Fırat Yükselir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seslendirme sanatçısı : Cüneyt Türel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medya Ajansı : Universal Mccann&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşteri İlişkiler : Çağrı Balban, Birnur Özgül, Ali Yankın, Serdar Demir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PR Ajansı : Karakaş&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-2155065296401496203?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/2155065296401496203/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=2155065296401496203' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2155065296401496203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2155065296401496203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2010/03/sessiz-iletisim.html' title='sessiz de iletişebilmek'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-7097585405490855950</id><published>2010-01-17T08:05:00.000-08:00</published><updated>2010-01-17T08:11:06.872-08:00</updated><title type='text'>Küresel Kent ve İstanbul</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/S1M186vVUtI/AAAAAAAAAGc/VZvyIvx25lM/s1600-h/DSC00179.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 160px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427741296587789010" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/S1M186vVUtI/AAAAAAAAAGc/VZvyIvx25lM/s400/DSC00179.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzün şehrini çözümlemek için küreselleşme süreçleri yol gösterici olurken, küreselleşme süreçlerini tanımlayabilmek içinde şehre, şehirlerin mekaniğine bakmak gerekmektedir. Sassen ortaya attığı “küresel kent” kavramı söz konusu bakış açısını ortaya koymaktadır. Küreselleşme bağlamında kentlerin ve insanların ne düşünmesi gerektiğini anlatmaktadır. Sassen’e göre bir şehir “yeterli kritik büyüklüğe ulaşması halinde, diğer ülkelerin benzer büyüklükteki kompleks şehirleriyle, kendi ülkelerininkilerden daha çok paylaşım içine girmektedir.” (Sassen, 2000) Ona göre, küreselleşmenin çözümü oldukça zor ve tamamiyle karikatürize edilmiş bir süreçtir. Küresel kent bağlamında ele aldığı sonuçlar, büyük kentlerdeki mega alışveriş merkezleri ya da uluslar arası markaların yayılması üzerinden değil, göç ve toplumsal doku üzerine şekillenmiştir. Sassen’e göre, küreselleşme yeni yapıların ortaya çıkmasına neden olurken, diğer bir yandan kent ve yerel arasındaki farklılıkların da oluşmasına neden olmaktadır. Söz konusu durum, telekomünikasyon düzeyinde dünyayı küçültürken, yerelliği güçlendiren internet tekonolojisi ile desteklenmektedir. Bu noktadan hareketle, küresel kentler kendi kentlerinden ayrı bir biçimde sahneye çıkmakta ve yeni politik alanın internet aracılığıyla parçalanan sosyal yapının bir göstergesidir. Küresel ticari akışın, ulusları birbirine yakınlaştırdığı gerçeğinin, görünmeyen kısmında, internet sayesinde –ticaret akışı dolayısıyla önemsizleşen grupların- küresel iletişim olanakları artmaktadır. Söz konusu durum sosyal ve politik ölçekte, yeni teknolojiler aracılııyla dünyanın küçülmesine değil, aksine daha da karmaşık hale gelmesine neden olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam da bu noktada Sassen’in şu görüşünden bahsetmek mümkündür: “Kentte olup bitenler yalnızca yerel ilgiye yönelik değildir. Aynı zamanda toplumun evrimine dair önemli ipuçlarını da içerisinde barındırır. “ (Sassen, 2000) Bu bağlamda söylenebilir ki; kentler sadece nüfus yoğunluğunu kapsayan yerler olmaktan öte, bulunduğu ülkenin geri kalanını da etkileyen yapılardır. Bir kentin büyümesi , bulunduğu bölge ya da ülkeyi de değiştirmektedir. Bu durum kentsel problemler ya da fırsatlar üzerine düşünmeyi daha da önemli hale getirmektedir. Bu bağlamda küresel köy kavramının anlatmak istediğinden tersi bir anlam ortaya çıkamaktadır. Sassen’e göre küreselleşmenin gelecekteki aktörlerinin sadece kentler olmayacak ve süreç küresel şehirlerce yönetilecektir. Söz konusu durum, küresel şehirlerin rekabetine neden olmaktadır. Bu noktada, birbirine rakip ve birbirini zorlayan kentlerin gelişim süreçlerinde temel unsulardan birisi” kentlere doğru ve kentlerin içinden akan sermaye ve insandır.” (Sassen, 2009) Söz konusu durumu bir küresel kent olan İstanbul’da gözlemlemek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde İstanbul’un, dünyanın doğui batı, kuzey güney akslarına ulaşan , kentsel hareketliliğin dinamizini taşıyan bir kavşak olduğu gözlemlenmektedir. Belli bir mesafeden bakılınca, İstanbul, uçsuz bucaksız ve çok çeşitli hareketliliklerin yeteneğine sahip değişmez kavşağıdır. Sassen’e göre, “çok farklı tarihler ve coğrafyalar içinde bu türden yetenekleri geliştirme becerisi, İstanbul’un derin tarihinin bir özelliğidir.” (Sassen, 2009) Söz konusu durumu öne çıkarakan eğilimlerden biri sermaye akışı ile ilgilidir. Dünya ticareti açısından değerlendirildiğinde Doğu’ya ve Batı’ya uzanan sermaye akış haritasının tam ortasında yer almaktadır. İstanbul’un kentsel dinamiğinin eğilimini gösteren diğer bir durum ise insanların akışkanlığıyla ilgilidir. Avrupa ve Asya arasında gözlemlenen karşılıklı hareketlilik, İstanbul’a göz eden insanların çeşitliliği, farklı kültürlerin bölgeye eklemlenmesi ve söz konusu hareketliliğin artışı geçmiş akışın merkezi içeriği göz önünde bulundurulduğunda bir soruna yol açmaktadır.&lt;br /&gt;Öte yandan küresel ölçekte değerlendirildiğinde, küresel sermaye İstanbul’u, sermaye hareketliliği kavşağı olarak belirlemektedir. Söz konusu bu hareketlilik Sassen’e göre “İstanbul’un gelişme kapasitesini yönlendirmiş, imalat, finans ve hizmet sektörlerini değiştirmiş, kenti artık insan sermayesini ve her tür yeniliği çeken bir mıknatısa dönüştürmüştür.” (Sassen, 2009) İstanbul’un yarattığı bu cazibeli çekim, uluslar arası şirketler için merkezileşme arayışı açısından görmezden gelinmeyecek bir fırsat niteliğindedir. Bununla birlikte , insanların akışı ve hareketliliğiyle taşıdıkları bilgi ve becerileri, yenilik ve kültürü de taşımaktadır. Bu noktada , İstanbul’a göç eden insanlar yerel ve küresel kodlarla kendilerini şehre eklemlemektedir. Söz konusu bu durum, günümüz İstanbul’unun şehir dokusunu, jeopolitiğini ve kültürünü şekillendirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’un kentsel açıdan biçimlenmesine neden olan geçici bir unsur da kısa süreli yolculuklarla ortaya çıkan kültürel kesişmenin yarattığı etkidir. Turizm vasıstasıyla, insanların öznel tarihlerini ve kültürlerini taşımaları, İstanbul’un kozmopolit yapısını beslemektedir. Öte yandan son zamanlarda İstanbul’un politika alışverişi merkezi haline geldiği gözlemlenmektedir. Sassen’e göre bu durum “İstanbul’un değişik ekonomik ve jeopolitik coğrafyaların kavşak noktası olarak üstlendiği stratejik rolden” (Sassen,2009) kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle söylenebilir ki kentler arası coğrafyaların formasyonları bugün yeni bir küresel siyasal ekonominin, yeni kültürel akışkanlığın, yeni kent politikaları uygulamalarının kodlarını oluşturmaktadır. Ticaretin, turistlerin, kültür aktörlerinin, göçmenlerin görünürlüğü küresel şehirlerin üst cephesinde yer alırken, çeşitli kentleri birbirine bağlayan finansal ağlar, ticaret örgütlenmeleri, küresel mal zincirleri görünen cephenin öteki yüzünü oluşturmaktadır. Söz konusu profil kentlerin kendilerine özgü ekonmik ve kültürel strateji yaratmasına neden olmaktadır. Tüm bu şekillenen küresel süreç içerisinde, İstanbul kozmopolit yapısıyla ve sermaye –insan akışı düzleminde büyüyen şehir dokusuyla, küresel kentler içerisinde dikkat çeken bir kavşaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referanslar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sassen, S. (2000). The Global City: Strategic Site/New frontier. In I. Engin (Ed.), Democracy, Citizenship, and the Global City . London: Routledge.&lt;br /&gt;Sassen, S. (2009). Uçsuz Bucak Bir Hareketliliğin Değişmez Kavşağı. Urban Age Istanbul (s. 5-7). İstanbul: London School of Economics and Political Science.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-7097585405490855950?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/7097585405490855950/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=7097585405490855950' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/7097585405490855950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/7097585405490855950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2010/01/kuresel-kent-ve-istanbul.html' title='Küresel Kent ve İstanbul'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/S1M186vVUtI/AAAAAAAAAGc/VZvyIvx25lM/s72-c/DSC00179.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-6053225294759163113</id><published>2010-01-04T15:50:00.000-08:00</published><updated>2010-01-04T16:12:13.200-08:00</updated><title type='text'>tansık</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/S0KDsGmDkqI/AAAAAAAAAGU/bf0XdTdBRA0/s1600-h/Heart.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/S0KDsGmDkqI/AAAAAAAAAGU/bf0XdTdBRA0/s400/Heart.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423041695015211682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;ne çok zaman içinde yol almış zaman...salınımı hiç durmayan bir toz tanesi, ışığını takiple bir seneyi daha devirmiş..derken yineliğini tazelemiş o tansık gün..kelimelerin parmak uçlarına bile dokunamayan derinlikte aslında sadece düşün-de tekrar etse de olur beden atışı..ama olsun yazmak, çizmek, dokunmak gerek..bir tarihi olmalı sevmenin..nasıl ki düşün-lerin tarihi varsa, olumlamaların , doğduğu anların parmak hesabından öte bir tanığı olmalı..biz geriye dönüp okumasak da olur..yeter ki kutlu oluş hallerimizi, evrenin bir yerine salık verelim...yine bulsun bizi sevimizde..milat bu ya, olur da bizi bulduğunda sırra kadem basan sevmelerimiz yeniden doğarız belki..&lt;br /&gt;tıpkı seninle her sabaha yeniden uyandığım gibi..&lt;br /&gt;doğmanın mucizevi yanı ne biliyor musun? o kara delikten geçip te ben burdayım dercesine yaygarayı basabilmekten , meydan okumaktan öte var oluşa, nefesini armağan etmen sevdiklerine.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o nefes ki, şu yer işgal ettiğim uzamda salınmama neden olan..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sıcaksın işte..adın gibi güneşli..işte ben hala varlığına inanamayan bir toz ..salınıyorum sevinde..&lt;br /&gt;mucizeler karşısında durayazmayı hak ederler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;varlığın hazinem..&lt;br /&gt;iyi ki doğdun &lt;br /&gt;iyi ki anlamlandığımsın!&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-6053225294759163113?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/6053225294759163113/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=6053225294759163113' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/6053225294759163113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/6053225294759163113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2010/01/tansk.html' title='tansık'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/S0KDsGmDkqI/AAAAAAAAAGU/bf0XdTdBRA0/s72-c/Heart.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-7070474215936296456</id><published>2009-11-10T14:13:00.000-08:00</published><updated>2009-11-10T14:14:17.933-08:00</updated><title type='text'>The Impact of Globalization on Cultural Identity</title><content type='html'>It is obvious that globalization has been encompassing cultural identity. The impact of globalization on cultural identity may be prominently in adolescence. “Adolescence may be a time of life with a more pronounced openness to diverse cultural beliefs and behaviors. “ (Jensen, 2003) Today, cultural experience broadly sustains of the argument that globalization inevitably destroys identity. According to the social-psychology attachment “locality is a powerful phenomenon, but it is also a complex one, with different possible modes of articulation and different consequent implications for people’s sense of self and of existential well-being.” (Tomlinson, 2003) Interpreted this way, these differences have relevance with cultural context. &lt;br /&gt;On the other hand, the term of globalization refers togetherness. Thus, in the new age of globalization, people have become affair about the uniqueness of their own culture. Following this logic, “cultural identity provides the global significance of local knowledge and the sense of self, community and nation. (Wang, 2007) This more power of identity displays that the rise of social movements situated around identity fundaments (gender, sexuality, religion, ethnicity, nationality) might facilely subscribe. The impact of globalization thus becomes, “a matter of the interplay of an institutional-technological impetus towards globosity with counterpoised ‘localizing’ forces.” (Tomlinson, 2003) Yet, globosity integrates into capitalist enlargement with the rapid development of deterritorializing media and communications technologies. But this viewpoint is contrary to the various aspects of locality. Nation-states are building their communities by the cultural political order of local identification. Cultural identities and cultural difference are experienced as “socially constructed” (Berking, 2003), that means they become as well accessible and useful as power resources in the day life attempt for social advantages.&lt;br /&gt;It is not by chance that identity policies generate a form of symbolic mobilization. Interpreted this way, “identity policies, emphasizing primarily reflexive self-relations and changing stocks of cultural knowledge” (Berking, 2003) that individuals and groups are seem to be convinced by the totalizing fictions of contingency. According to this new geography many agents act in both local, regional, national and global contexts and organization structures. “This new geography necessitates are not only elementary deterritorializations, but equally elementary reterritorialization processes with respect to cultural identities and local and transnational forms of communities. “ (Berking, 2003) &lt;br /&gt;On the other hand, the world is being homogenized in global process. It treats every aspects of the globalization. In this sense, people are enforced to make their own choices on the global market. From this viewpoint, the global trend is not able to eliminate cultural diversity. Instead of the mobility of the globalization, culture is changing. &lt;br /&gt;According to the Yi Wang, global homogenization has an impact on culture at all the three levels. At the firts level global homogenization “affects directly the production and use of consumer goods.” (Wang, 2007) Altouguh, consumers choose the same kind of goods everywhere, their choices are set in differing social contexts. &lt;br /&gt;At the level of “social relationships, there is a certain homogenization about how a business is run and how people relate to each other in situations of production and marketing.” (Wang, 2007) From this viewpoint, orginazitional structure of people is not limited to production and marketing. Other natural (family), traditional (cultural) and associative groups are able to survive in the market.&lt;br /&gt;As for the third level, “sociologists have frequently pointed out that while religion loses the dominant position and modernity has led to a differentiation of social institutions, modernity has not managed to become a substitute for religions for most people” (Wang, 2007) Interpreted this way, religions are regulating themselves in many areas.&lt;br /&gt;Considering these factors, global homogenization does not implicitly touch to cultural life of people. &lt;br /&gt;To sum up, in the new age of globalization, people provide the uniqueness of their own culture. Cultural identity obtains the global significance of locality and the self, community and nation. On the other hand, people formalize their identities through their culture and they defend them. From this viewpoint, globalization brings more sensitivity of cultural identity than before. Yet, globalization enhances cultural identity. The impact of globalization on culture depends on how the culture is interpreted. If we look at it negatively, globalization has a hegemonic control. On the other hand, globalization brings out the may lead to a sense of togetherness. Therefore togetherness is not contrary to diversity. The world becomes more diversified and together by globalization. Globalization is something more complex than homogenization. When the system respects to diversity of people and their cultures in this new age, global community can be marked by pluralism. In this sense, the cultures are no longer local in the traditional area, they are still diversified. This case leads to a new aspect of globalization which is not only considered as homogenizing.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;References:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berking, H. (2003). ‘Ethnicity is Everywhere’:On Globalization and the Transformation of Cultural Identity. Current Sociology , 51 (3/4), 248-264.&lt;br /&gt;Jensen, L. A. (2003). Coming of Age in a Multicultural World: Globalization and Adolescent Cultural Identity Formation. Applied Developmental Science , 7 (3), 189-196.&lt;br /&gt;Tomlinson, J. (2003, 03 19). Globalization and Cultural Identity.&lt;br /&gt;Wang, Y. (2007). Globalization Enhances Cultural Identity. Intercultural Communication Studies , 16 (1), 83-86.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-7070474215936296456?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/7070474215936296456/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=7070474215936296456' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/7070474215936296456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/7070474215936296456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/11/impact-of-globalization-on-cultural.html' title='The Impact of Globalization on Cultural Identity'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-5492163649492622584</id><published>2009-11-10T14:11:00.001-08:00</published><updated>2009-11-10T14:13:12.492-08:00</updated><title type='text'>Does Globalization Destroy Local Diversity?</title><content type='html'>Globalization is an inevasible issue in the world history that has been bringing the boundaries closer through the mobility of products, information, knowledge and culture. It has been a current issue since the past decade.  &lt;br /&gt;Globalization refers “a process of change that originates at the level of the unit, mainly in terms of the unintended consequences of the interaction between units.” (Bartelson, 2000) Globalization is intensified as transference or exchange. The transformation occurs during the system layers and it affects the identity of the units. The system that encompasses the units identifies itself throughout the globalizing process. In the sense of globalization as transference, today we feel the power and autonomy of the modern state. &lt;br /&gt;The idea of globalization as a “global totality” (Bartelson, 2000) demonstrates that the world is something more than the sum of the units. From this viewpoint, individual states or societies preserve their cultural zones. Thus, the world turns into a single place that includes the totality of human relationships. International relations become paradoxical by this case. According to this perspective, it is not meaningful to speak of the global as something overcoming the sum total of the units. According to Bartelson, “there is nothing irreversible or necessary about globalization, since globalization ultimately is the outcome of agency, however unintended.”&lt;br /&gt;The term of globalization with the “ization” donating a process of becoming may not suffice as an explanation for what is happening today.  (Maynard, 2003) Globalization accomplishes the geographic spread of economic activities over space, but it also provides localities with their specific sources. Yet, from another perspective, if there is something called global culture, it makes the locality shift to global level. At the local level, it means that “we look into the manner ‘locales’ or regions are intrinsic parts of webs of exchange, rivalry and identity formation.” (Lagendıjk, 2004) In terms of this context, the ‘locale’ provides  the significance of identity. &lt;br /&gt;Following the logic of global and local relevance, glocalization represents to be global and local at the same time. “The concept of glocalization offers ways of connecting large scale (macro), small scale (micro) aspects of the social world. “(Maynard, 2003) For this reason, glocalization can be approached in two ways, from the global to the local as well as from the local to the global. In either way,” national level has become ‘sandwiched’.” (Arts, 2004)&lt;br /&gt;Interpreted this way, the idea of ‘thinking globally, acting locally’ has transformed as well as ‘thinking and acting globally, as well as locally’. In other words, glocalization refers a successive development as well as a challenge, instead of the hegemony implicit in the term globalization.&lt;br /&gt; The opportunity or threat of the globalization-localization nexus is up to where one stands. People who study “innovative high technology clusters, industrial districts that have succeeded in international competition, and dynamic metropolitan clusters tend to focus on the advantages of localization and the opportunities of globalization“(Enright, 1998) In this sense, globalization-localization nexus has an important impact on national and regional economic development policies. Local development policies are adjusted to support for regional clusters and industries. “In the last decade, dozens of regions, states, provinces, cities, and local communities have instituted development plans based on regional clusters.” (Enright, 1998) &lt;br /&gt; Following the logic of ‘thinking and acting globally, as well as locally’, everything starts with the local. Even tough, the global has to move as well as the local. For example, the global such universalizing aspects of English and the worldwide branding of one product are meshed with the local, the particularizing aspects of the targeted culture.&lt;br /&gt;On the other hand, “globalization may involve a de-contextualization from local contexts, as one may experience while travelling through international airports, while passing through shopping malls full of chain shops and fast-food restaurants. Such de-contextualization however is never complete.” (Lagendıjk, 2004) Another point is that the ‘global’ networks and processes support these spaces as sharing of codes, norms and interests. “Exchange at a distance is also a social process, although through different modes and with different characteristics compared with local interaction.” (Lagendıjk, 2004) At the local level, the manner of ‘locales’ are essence parts of exchange and identity formation. Indeed, it obtains a certain position, significance and identity. The ‘global’, on the other hand, is something formed of “‘organized markets’.” (Lagendıjk, 2004)&lt;br /&gt;Interpreted this way, globalization re-signifies the identity. The self-expression of the identity has been enlarged by the globalization and thus, the facts that it is affected or it affects have become more multidimensional. This case makes the identity or the local be forceful across the globalization. While globalization is flowing through the nations, local values intercept the mobility of the global. In this sense, global is enforced to revise itself in the glocal context. The transference between global and local generates new outcomes which culture or cultural diversity is considerably highlighted. Indeed, cultural diversity makes globalization be easier and to allow input from other cultures into the pool of ideas. Following this logic, globalization tries to integrate into local. With the norm of glocalization ‘thinking and acting globally, as well as locally’, globalization tries to settle in the local region. But the problem is that, the aspect of culture is so in frangible that the integration process of the globalization only hangs up with the nation level. Yet, globalization ontologically does not make sense on the local level. From this viewpoint, global-local nexus is formulized through the locality. Glocalization represents the transference of the global to local and the transference is bilateral. While global is not implicitly able to interact with the localities throughout the global to local approach, locality or cultural values dominate global during the local to global approach. On the other hand, transference is so fast that global and local are enforced to melt in the glocal context.&lt;br /&gt;The message is that both global and local are discursive concepts, but they should not be considered on the destruction context. It can be said that, global-local nexus represents the transference. Unless defensive structure of the culture loosens up, globalization won’t implicitly be able to destroy local diversity. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;References:&lt;br /&gt;Arts, B. (2004). The Global-Local Nexus: NGOs and The Articulation Of Scale. Royal Dutch Geographical Society KNAG , 498-513.&lt;br /&gt;Bartelson, J. (2000). Three Concepts of Globalization. International Sociology , 15 (2), 180-196.&lt;br /&gt;Enright, M. J. (1998). The Globalization of Competition and the Localization of Competitive Advantage:Policies toward Regional Clustering. Workshop on the Globalization of Multinational Enterprise Activity and Economic Development (pp. 1-32). Glasgow: University of Strathclyde.&lt;br /&gt;Lagendıjk, A. (2004). Global ‘Lıfeworlds’ Versus Local ‘Systemworlds’: How Flyıng Wınemakers Produce Global Wınes In Interconnected Locales. Tijdschrift voor Economische en Sociale Geografie , 95 (5), 511-526.&lt;br /&gt;Maynard, M. (2003). From Global to Glocal: How Gilette's SensorExcel Accommodates to Japan. Keio Communication Rewiev , 25, 57-75.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-5492163649492622584?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/5492163649492622584/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=5492163649492622584' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5492163649492622584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5492163649492622584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/11/does-globalization-destroy-local_10.html' title='Does Globalization Destroy Local Diversity?'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-1071954490084866371</id><published>2009-10-31T16:59:00.000-07:00</published><updated>2009-10-31T17:00:26.754-07:00</updated><title type='text'>Are There Any Post-Fordist Museums in Istanbul?</title><content type='html'>Post-fordist debate concerns “the transition from one dominant phase of capitalist development in the post-war period to another thirty to fifty year cycle of development based on variety of different economic, social and political norms.” (Amin, 1994) During this period, the structure of production chain has changed by the new information technologies.  This new system is denominated as the flexible system of production (FSP) or the Japanese management system. “On the production side, FSP is characterized by dramatic reductions in information costs and overheads, Total Quality Management (TQM), just-in-time inventory control, and leaderless work groups; on the consumption side, by the globalization of consumer goods markets, faster product life cycles, and far greater product/market segmentation and differentiation. “(Thompson) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Post-fordist period has different dimensions other than the transition from Henry Ford’s mass production to FSP. This new paradigm has outlined the terms such as individual consumption, postmodernism, customization…etc. Value chains have been decentralized and “multiproduct organizations” (Thompson) have started to ingrate themselves into alliances of networks.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Post-fordist alternation has influenced art sector in a good way just as the other sectors. An increase on the hybridity of the sector has qualified art institutions and activities. Biennials indicate this case apparently. “Supranational corporations, which have international networks, alienate their production, service and management control to local institutions. This is denominated as outsourcing.” (2006)  Today, this method can be commonly observed in museum management.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Outsourcing which refers to FSP, contracts to external companies or organizations, functions that would otherwise be operated by internal staff of the companies. It implements to contracting out for services that organizations chose not to supply internally with their own staff. This causes flexibility on the part of the staff, provides a high quality product and human resources issues. Delicately to put it that, outsourcing does not deprive the power of management’s accountability and responsibilities. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Outsourcing is relevant to the museum management strategy of “using art as an investment is simply to have some endowment funds.”  (Coslor, 2009) This type of strategy refers to an investment “where a museum is not directly responsible for treating art as an investment, and these funds have a number of advantages, including a diversified pool of artwork, outsourcing of storage, security, insuranceand other costs of the works in the art fund portfolio, and a team of experts with experience in the art market and finance.” (Coslor, 2009) Museum staff does not have to worry about the value of the art as a financial issue, because of externality of investment collection decisions.  In this sense, museum staff is gotton away from time –wasting. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It seems to be right time for the museums, which try to survive in the post-fordist period, evaluating the benefits of “systematic outsourcing as a outsourcing as a contemporary model for supporting their mission and vision, maintaining the integrity of their collections, and conserving their human and financial resources.” (Partner)  It can be said that the museums which use systematic outsourcings strategy are post-fordist. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Here are some questions for the museums that consider outsourcing as a mechanism to manage to resources more effectively:&lt;br /&gt;• “Which positions/functions are specific to the institution?  Which ones are more generic?&lt;br /&gt;• Which positions require full-time, year-long compensation?  Can job functions be spread across fewer workers?&lt;br /&gt;• What are the efficiencies/economies of scale that could result from outsourcing?&lt;br /&gt;• What is the best and highest use of the institution's real estate portfolio?  &lt;br /&gt;• Could storage or workroom expenses be managed more effectively?” (Partner)&lt;br /&gt;By re-directing themlselves, post-fordist museums try to reply the questions below. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;If post-fordist museum issue is considered by Istanbul,  Istanbul Modern , Pera Museum and Santralistanbul  come forward.  Outsourcing method is used by three of the museums. All of their administrive structure is seperated.  Istanbul Modern uses outside art fund strategy  that collection comes to the museum with its own production. The curator brings all the production of the collection with his/ her. Also museum’s cafe, transportation, accountancy  is runned by sub-contraction. This makes Istanbul Modern flexible. It extends or conracts according to the requirement of the temporary collection. Pera Museum uses outsourcing method for its cafe . The museum’s cafe is runned by subcontractor firm. It lends some parts of its collections to the other museums. By this way it raises the endowment fund itself. Santralistanbul is a more complicated case for referring the post-fordist museums in Istanbul. Before it handed over, it was sub-contracting by Bilgi University . Bilgi University’s staff was taking part with the administrive process and human recources of the museum. It had an self -supply image in appearance. Now it has been seperated from the university and runned by people. If it is remarked by the post-fordist issue, Santralistanbul has always been directed through a person’s network. This case endorses the networking dimension of the pos-fordist museums. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;To sum up, this paper reflects a simple perspective of three museums in Istanbul. A comphrensive qualitative research and more time is needed to detirmine the post-fordist museums in the whole city.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;References:&lt;br /&gt;Amin, A. (1994). Post- Fordism: A Reader. Oxford: Blackwell Publishers.&lt;br /&gt;Coslor, E. (2009, 07 17). “Art Investment Collections:A New Model for Museum Finance?”. pp. 17-18.&lt;br /&gt;Istanbul Modern.http://www.istanbulmodern.org/en/f_index.html&lt;br /&gt;Partner, L. M. (n.d.). Systematic Outsourcing: A New Model for Museum Management in Challenging Times. Retrieved 10 23, 2009, from Surround Art: Systematic Outsourcing: A New Model for Museum Management in Challenging TImes&lt;br /&gt;Pera Museum. http://en.peramuzesi.org.tr/&lt;br /&gt;Santralistanbul. http://www.santralistanbul.com/&lt;br /&gt;Thompson, F. (n.d.). Retrieved 10 24, 2009, from Willamete University: http://www.willamette.edu/~fthompso/MgmtCon/Fordism_&amp;_Postfordism.html&lt;br /&gt;Yazılar. (2006, 04 2006). Retrieved 10 2009, 23, from Felsefe Ekibi: http://www.felsefeekibi.com/sanat/yazilar/yazilar_sanat_yonetilebiliri_mi2.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-1071954490084866371?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/1071954490084866371/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=1071954490084866371' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1071954490084866371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1071954490084866371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/10/are-there-any-post-fordist-museums-in.html' title='Are There Any Post-Fordist Museums in Istanbul?'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-4747165526326137030</id><published>2009-08-11T06:33:00.000-07:00</published><updated>2009-08-11T17:08:07.413-07:00</updated><title type='text'>I love...</title><content type='html'>Stranger Festival Video Atölyesi kapsamında gerçekleştirdiğim bu minik çalışmada emeği geçen herkese teşekkürler:) oylarınızı bekleriz efendim: linkte great seçeneğini tıklamanız tercih sebebidir:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;A href="http://www.strangerfestival.com/node/6763"&gt;http://www.strangerfestival.com/node/6763&lt;/A&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazan &amp;amp; Yöneten : Burçin Çakmak Görüntü Yönetmeni: Cansın Ruta Post prodüksiyon: Güney Sokullu Müzik : Deniz Demiröz Set Amiri: Tufan Çivici Oyuncular :Cem Uslu,Simel Aksünger, Tufan Çivici, Haluk Nalkçakan, Mehmet Ekiz,Hemi Behmoras,ErenAkdağ, Fatih Coşkun, Güney Sokullu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-c4a3eb3bcf9fa928" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v21.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dc4a3eb3bcf9fa928%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331279419%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1F4B3280D9AC7D7A09D8423533FA4365F0591917.171EFD2EE8A0278807BFA49E8018822CFBBDB2DE%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dc4a3eb3bcf9fa928%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D1tZVvrL8RFJO41GZ58c_hu7SqN8&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v21.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dc4a3eb3bcf9fa928%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331279419%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1F4B3280D9AC7D7A09D8423533FA4365F0591917.171EFD2EE8A0278807BFA49E8018822CFBBDB2DE%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dc4a3eb3bcf9fa928%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D1tZVvrL8RFJO41GZ58c_hu7SqN8&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-4747165526326137030?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=c4a3eb3bcf9fa928&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/4747165526326137030/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=4747165526326137030' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/4747165526326137030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/4747165526326137030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/08/i-love.html' title='I love...'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-882655679931166133</id><published>2009-06-08T12:29:00.000-07:00</published><updated>2009-06-08T12:42:09.521-07:00</updated><title type='text'>Şile Bezi'nin Yeniden Üretimi Nasıl Sağlanabilir?</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kültür ürünleri, üretim sisteminde bir çıktı olarak ele alındığında, kültür endüstrileri şu değeri ifade etmektedir: söz konusu bu endüstriler üretim ve dağıtım sürecinde yüksek yaratıcılığa sahiptirler. (M. Banks, A. Lovatt, J. O'Connor, Raffo, 2000) Bu bağlamda, Şile Bezi’nin üretim ve dağıtım sürecindeki yaratıcı yaklaşımlar, ürünün yeniden üretimini mümkün kılmaktadır. Şile Bezi’nin kültür endüstrileri içerisindeki konumu ele alındığında söylenebilir ki; yeniden üretimi, birbirini takip eden ve ürünün stratetejik planlamasıyla örtüşmesi gereken dört aşamadan oluşabilir:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1. Ortak marka ve perakendecilik çekirdeği modelinin oluşturulması&lt;br /&gt;2. Yeni ürün geliştirme&lt;br /&gt;3. Marka tutundurması için süreli partnerlik kurulması&lt;br /&gt;4. E-ticaretin yaygınlaştırılması&lt;br /&gt;Aşamaları ayrıntlı bir biçimde açıklamak gerekirse:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ortak Marka ve Perakendecilik Çekirdeği Modelinin Oluşturulması&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şile Bezi esnafı, modern pazarlama koşullarında ne tek başına perakanedecilik yapabilir ne de nihai tüketiciye ulaşmaksızın tek bir marka etrafında toplanabilir. Ayırlmaz bu ikili sayesinde girdi maliyetlerinde düşüş, girdi kalitesinde artış , ürün kalitesinde artış, üretim maliyetlerinde düşüş, tutundurma ve dağıtımda ölçek ekonomisi, müşteri memnuniyeti, karlılılık, reklam etkinliği (Bardakçı,Haşıloğlu, 2001) ve bu doğrultta markaya ilişkin yapılacak strateji planlama mümkün olabilecektir. (şekil 1.) &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 357px; DISPLAY: block; HEIGHT: 369px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345042353020696002" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/Si1ns2k3dcI/AAAAAAAAAFk/gs-1ZmKpDfE/s400/marka.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Şekil 1. Ortak Marka ve Perakendecilik Çekirdeği Modeli ( Bardakçı,Haşıloğlu, 2001)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marka konusunda yapılan araştırma sonuçlarına dayanılarak ulaşılan genellemeler,marka başarısının ürün kalitesinden geçtiği, müşterilerin zihinlerinde kaliteli olarak konumlanmış markaların pazardabaşarılı olacağı ifade edilmektedir. (Bardakçı, Haşıloğlu, 2001)Dolayısıyla markanın öncelikli olarak müşteriye güven veriyor olması öncelikle ele alınması gereken bir stratejik noktadır. Öte yandan, ortak marka çatısı altında toplanmak bir takım iyileştirmeye de neden olacaktır. Örneğin, yeni modeller üretmek amacıyla ilçede bulunan genç tasarımcılarla iş birliği içine girilerek istihdam artışı sağalanacaktır. Bunun yanı sıra, tedarik esnasında ortak marka , bütün üyeler adına tek elden satın alma gerçekleştirdiği için dağıtım sorunu daha sistematik halde çözümlenebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yeni Ürün Geliştirme&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bir üründe yenilikten söz edebilmek için, yeniliğin tüketicinin veya kullanıcının bir ihtiyacını gidermeye yönelik olması gerekir. Dolayısıyla, " yeni ürün " kavramına tüketici yönlü bakılmalıdır. Yoksa, tüketicilerin fizyolojik, ekonomik veya psikolojik ihtiyaçlarından herhangi birisini bile karşılamaya yönelik olmayan, sadece bir savunma stratejisi amacıyla mamule “yeni” damgasını vurmak, gerçek anlamda bir yenilik değildir. (Oktav, 1984) Üründeki değişiklik ürünün, fiziksel yapısında yapılabileceği gibi, fiziksel olmayan (tat, renk, koku, marka, fiyat, v.s.) özelliklerinde de yapılabilir. Tüketicilerin veya kullanıcıların ihtiyaçlarına uygunluk sağlamak amacıyla mamulün fiziksel, ekonomik veya psikolojik özelliklerinde yapılan her türlü değişiklik sonunda yeni bir ürün doğmaktadır. (Cooper, 1994) Bu noktadan hareketle, genelde orta yaş ve üstü tüketici kitlesine sahip olan Şile Bezi’nin (Kuru, 2009) hedef kitlesinin yaşını gençleştirecek yönde bir ürün çeşitliliğine ihtiyacı vardır. Şile Bezi Pazar deneyimleri göstermiştir ki; ürün modaya uygun bir şekilde adapte edildiğinde hedef kitlesi esneklik göstermektedir. (Kuru, 2009) Bu bağlamda söylenebilir ki, ortak marka çatısı altında toplanan Şile Bezi’nin izlemesi gereken yol -pazar genişliği göz önünde bulundurularak- özellikle 18-25 yaş aralığına çekilmesi gerektiğidir. Bir anlamda Şile Bezi’nin tüketicisi gençleştirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde genç bir marka imajına sahip olacak Şile Bezi’nin kullanım ihtiyaçlarına uygunluğu göz önünde bulundurularak yeni ürünler geliştirilebilmesi ve bu noktada muadillerinden farklı bir marka konumlandırmasına sahip olması söz konusu olmaktadır.Şile Bezi’nin fiziksel ve kullanım özellikleri göz önünde bulundurulduğunda , Şile Bezi’nden elde edilen ürün çeşitliliğine dair şu önerilerde bulunulabilir: yelpaze (Designboom), kemer, şapka, abajur (Designboom), yastık, takı ,toka, bileklik, bilezik, oyuncak (09/05), mutfak önlüğü, düğme, bardak altlığı, mandal, şişe ambalajı (Germes Online), defter kapağı (Jars of Cute), kitap ayracı, bahçe şemsiyesi ve sandalye örtüsü (şekil )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 335px; DISPLAY: block; HEIGHT: 445px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345043151277587042" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/Si1obUUI-mI/AAAAAAAAAFs/5No-DTXAr2M/s400/sile.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Marka Tutundurması İçin Partnerlik Kurulması &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;Ortak marka stratejisinden yola çıkarak, ürün çeşitliliğine giden Şile Bezi’nin söz konusu sürecin gerekliliğince tanıtım ihtiyacına gereksinim duymaktadır. Moda endüstrisine ait geleneksel ticari yöntemler ( ürünü deneyerek alma, kumaşına dokunma vb) hala ağırlıkta olduğu (Shaun French, 2004) göz önünde bulundurulduğunda , Şile Bezi markasının tutundurmasına yönelik atılması gereken ilk adım perakendecilik stratejisidir. Bu noktada, ürünün tutundurmasına yönelik süreli olarak kurulacak bir partnerlik ortak Şile Bezi marka imajı yaratmaya yardımcı olacak ve Şile Bezi özgün bir kültür markası imajına sahip olarak tüketicisiyle buluşurken farklılaştırmanın yollarını arayacaktır.&lt;br /&gt;Pazarlama stratejisi gereği, markanın süreli bir perakendeciliğe ihtiyaç duyması açısından kurulacak işbirliğiyle dağıtım sorunu aşılabilmektedir. Şile Bezi bulunduğu coğrayfadan doğan bir kültür ürünü olması nedeniyle , bulunduğu bölgeye sosyo-ekonomik katma değer sağlayabilme özelliğine sahiptir. 1992 yılı Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Zirvesi’nde imzalanan BM Çölleşmeyle Mücadele anlaşmasında belirtilmiştir ki; çölleşmeyle mücadelede etkili olacak bir strateji yoksullukla mücadele etmek zorundadır. (Lean) Böyle bir strateji sosyal yapıyı göz önünde bulundurmakta ve bölgesel kalkınmayı, buralara yapılacak kapasite artırmalarını entegre bir şekilde ele alarak bölgedeki insanların kendi kaynaklarını kullanıp geliştirme kapasitelerini artırmaktan yola çıkarak bir mücadeleyi içermektedir. Bu noktada Türkiye Erozyonla Mücadele , Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı’yla (TEMA) yapılabilecek bir partnerlik, bir kültür ürünü olarak bulunduğu coğrafyaya sosyal fayda sağlamayı hedefleyen ortak Şile Bezi markasının imajına uygun bir yapıya sahiptir. TEMA’nın organik ürünler konusunda pazar yaratma amacı (Tığlı, 2009) ile Şile Bezi’nin bir kültür ürünü olarak pazar yapısını genişletme ve bulunduğu bölgede sosyo ekonomik iyileştirme sağlama amacı örtüşmektedir. Bu noktada TEMA’nın organik ürünlerin dağıtımıyla ilgili uyguladığı modellerden biri olan “markanın adını koruyarak yapılan lisans anlaşma modeli” (Tığlı, 2009) yaratılacak işbirliği için uygun bir model olarak gözükmektedir. Söz konusu modele göre yapılan süreli anlaşmayla, TEMA ürünün dağıtımını sağlarken, elde edilen ürünlerin lisans anlaşması gereği TEMA’ya ait oranı TEMA projelerinde kullanılmaktadır. (Tığlı, 2009) Örneğin yaratılacak Şile ortak markası üzerine yapılacak 5 yıllık bir anlaşma, yeni ürünlerin tutundurmasını sağlarken , bir yandan kültür ürününün yapısına aykırı olmayan sosyal fayda sağlayacak ve kurulacak işbirliği sayesinde tüketicide güven duygusu oluşturulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;E-Ticaretin Yaygınlaştırılması&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Başta belirtildiği üzere, çalışmadabir kültür ürünü olarak ele alınan Şile Bezi’nin yeniden üretim imkanları ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu noktada ortak marka olarak çeşitlendirilmesi hedeflenen Şile Bezi’ni bulunduğu yerden daha da yukarıya taşımak adına teknolojinin imkanlarından faydalanmak gerekmektedir.Moda endüstrisindeki trendler ve söz konusu ürünün yeni hedef kitlesi göz önünde bulundurulduğunda, marka tutundurmasını başaran Şile Bezi’nin bir sonraki hedefi e-ticarete geçerek çağı yakalamak olmalıdır.&lt;br /&gt;Birçok endüstride değer zincirinin önemli bir bölümü ve fiziki hammade, üretim , tüketim ilişkisi lojistiğe bağlıdır. E- ticaret, ortaya çıkardığı yeni yöntemlerle, tüketicilerin değer zincirinin bu geniş alanına dahil olmasını sağlamaktadır. (Janeba, 2004)&lt;br /&gt;E-ticaretin ortaya çıkışı moda endüstrisindeki dağıtım kanallarını, outlet mağazalarını, moda merkezlerinin değer zinciriyle olan ilişkisini zayıflatmıştır. Bu durum, tüketicinin egemenliğinin artarak geniş veritabanları sayesinde pazar içerisindeki hareketinin hızlanmasına ve dünyanın diğer ucundaki trendlerden haberdar olmasına olanak sunmuştur. Bu şekilde monopol yapıdaki değer zinciri, yeni formlar edinerek demokratikleşmiş tüketim halkasına sahip olmasına neden olmaktadır.&lt;br /&gt;Moda web siteleri sayesinde geleneksel lüks alışveriş olugusu kendini yenilemekten öteye gidebilmektedir. Bu siteler yaratıcı bir şekilde moda endüstrisinde hem mekansal hem de zamansal olarak yeniden üretimi sağlayarak, endüstrinin arz cephesini şekillendirmekte ve yeni piyasa kuralları oluşturmaktadır. Söz konusu web siteleri salt teknolojik donanıma sahip olmamakla beraber sağladıkları görsel imkanlarla- ürünün üç boyutlu görüntüsü vb- markayı tüketici açısından daha da tanınır hale getirmekte ve tasarımcıyla iletişim kurabilecekleri bir interaktif, kişiselleştirilmiş bir platform oluşturabilmektedir. İngililtere’deki Oki-ni (www.oki-ni.com) sitesi bu duruma gösterilebilecek en güzel örnektir. Bu sitede tüketiciler özelleştirilmiş ürünlere ve çeşitli dijital mağazalara erişebilmektedir.Tüketiciler, bu şekilde markalar hakkında daha fazla bilgi sahibi olarak , arşivlerinden yararlanıp sipariş etme imkanı bulmakta, satın aldıkları ürünler hakkında güvenilir bilgiye sahip olmaktadır. Satış noktalarını ortadan kaldırarak tüketiciyle direkt temas sağlayan Oki-ni ,birçok markayı bir arada bulunduran bir online mağaza halini alıp dağıtımını coğrafik olarak da genişletmenin ve bunu yaparken de değer zincirini kısaltmanın iyi bir göstergesidir.&lt;br /&gt;Bu bağlamda ortak Şile Bezi markası hedef kitlesinin ihtiyaçları doğrultusunda Şile Bezi’ne ait bir web sitesinin olması gerekmektedir. Söz konusu web sitesi kültür endüstrilerine uygunluk sağlaması açısından şu içeriğe sahip olmalıdır: markaya/işletmeye ait bilgiler, görsel ve yazılı bir biçimde geniş ürün bilgisi, ürünün bulunduğu bölgeye ait bilgiler(kültür ve tasarımcılar hakkında bilgiler ), ürünün kullanımına ait bilgiler ve açıkça belirtilmiş ödeme ve ulaştırma bilgileri (Seung-Eun Lee,Mary Littrell, 2003)&lt;br /&gt;Söz konusu sürecin sürdülebilir kılınmasıyla beraber, e-ticaretle ürünlerini satışa sunan ortak Şile Bezi markası web sitesi üzerinden tüketicilerin kendi tasarımlarını yapmalarına imkan verdiği takdirde, Şile Bezi’nin bir kültür ürünü olarak farklılaşabilmektedir. ( örneğin tüketicilerin we üzerinde bulunan parçaları bir araya getirerek kendilerine özgü oyuncak bebekler yapmaları ve ürünün Şile’de üretilip tüketiciye ulaştırılması) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Sonuç olarak;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şile Bezi bulunduğu coğrafyanın kültürel motiflerini yansıtması açısından önemli bir kültür ürünüdür. El emeğinin yoğun olduğu bir ürün olması nedeniyle niş pazarlamaya uygun bir üründür.Söz konusu pazarlamada üreticiler, müşterilerinin isteklerine uygun özelliği olan mallar üretebilme yeteneğine sahip olduklarından, bu pazarda bireyselleştirme uygulamaları da mümkündür.Bu doğrultuda yaratılabilecek ortak Şile Bezi markasıyla kültür endüstrisinde yer alan trend ve teknolojilerin yardımıya daha “genç” bir Şile Bezi yaratılarak, bir kültür ürünü olan bu kumaşın yeniden üretimi sağlanabilecektir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;kaynaklar:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;30 05, 2009 tarihinde Designboom: http://www.designboom.com/weblog/cat/8/view/5886/solar-vintage-by-spanish-fashion-designer-elena-corchero.html adresinden alındı&lt;br /&gt;05 30, 2009 tarihinde Germes Online: http://www.bags-b2b.com/b2b/cooler_bags/4/jute_wine_bags_176.html adresinden alındı&lt;br /&gt;05 30, 2009 tarihinde Jars of Cute: http://www.jarsofcute.com/2008/11/creative-gift-wrap-ideas/ adresinden alındı&lt;br /&gt;05 30, 2009 tarihinde Designboom: http://www.designboom.com/weblog/cat/8/view/5979/nendoblown-fabric-for-tokyo-fiber-09-senseware-exhibition.html adresinden alındı&lt;br /&gt;05 30, 2009 tarihinde http://ringorosies.com/images/230167805.jpg adresinden alındı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Bardakçı,Burak Haşıloğlu. (2001). Buldan Dokumacılık İşletmelerinde Güç Birliği: Ortak Marka-Perakendecilik. K. A. Merkezi içinde, Kent Esnaf ve Zanaatkarlarının Sorunları ve Çözüm Önerileri (s. 44-46). İstanbul: KAM yayınları.&lt;br /&gt;Cooper, R. G. (1994). New Products: The Factors that Drive Succes. Internation Marketing Review , 11 (1), 60-76.&lt;br /&gt;Erge, F. (2008, 11 24). İlçemizi Tanıyalım/Şile Bezi. 05 30, 2009 tarihinde Şile Kaymakamlığı Web Sİtesi: http://www.sile.gov.tr/Yazilar.asp?goster=dos&amp;amp;id=13 adresinden alındı&lt;br /&gt;Harald Bathelt, Eike W. Schamp. (2001). The Rise of a New Cultural Products Industry. Forschungsberichte Working Papers , 1-2. Frankfurt: Institut für Wirtschafts- und Sozialgeographie Department of Economic and Social Geography Johann Wolfgang Goethe-Universität Frankfurt.&lt;br /&gt;Janeba, E. (2004). Janeba, E.,International Trade and Cultural Identity. Research Working Paper , 35. National Bureau of Economic.&lt;br /&gt;Kuru, A. D. (2009, 05 27). "Şile Bezi" nin Bir Kültür Ürünü Olarak Sorunları . (B. Çakmak, Röportajı Yapan)&lt;br /&gt;Lean, G. Gerçekçi Yaklaşım"Çölleşmeyle Mücadele Anlaşması" nın Basit Metni. İstanbul: Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı Yayınları.&lt;br /&gt;M. Banks, A. Lovatt,J. O'Connor, Raffo. (2000). Risk and Trust in the Cultural Industries. Geoforum , 31, 453-64.&lt;br /&gt;Oktav, M. (1984). Uluslararası Pazarlama. İzmir: İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Yayını.&lt;br /&gt;Power, D. (2002). "Cultural Industries" in Sweden: An Assessment of Their Place in the Swedish Economy. Economic Geography , 78 (2), 105,106.&lt;br /&gt;Scott, A. J. (1996). The Craft, Fashion, and Cultural-Products Industries of Los Angeles:Competitive Dynamics and Policy Dilemmas in a Multisectoral Image-. Annals of the Association of American Geographers , 86, 306-323.&lt;br /&gt;Seung-Eun Lee,Mary Littrell. (2003). Web sites for cultural products: Marketing potential for US consumers. Journal of Fashion Marketing and Management , 7 (4), 356-370.&lt;br /&gt;Shaun French. (2004). Putting E-commerce inIts Place/Reflections of the Impact of Internet on the Cultural Industries. A. J. Dominic Power içinde, Cultural Industries and Production of Culture (s. 55,61-63). Kentucky: Routledge, Taylor&amp;amp;Francis Group.&lt;br /&gt;Tığlı, G. (2009, 05 26). TEMA Vakfı Şile Bezi'nin Yaygınlaştırılması İçin Hangi İmkanları Sunabilir? (B. Çakmak, Röportajı Yapan)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-882655679931166133?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/882655679931166133/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=882655679931166133' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/882655679931166133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/882655679931166133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/06/sile-bezinin-yeniden-uretimi-nasl.html' title='Şile Bezi&apos;nin Yeniden Üretimi Nasıl Sağlanabilir?'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/Si1ns2k3dcI/AAAAAAAAAFk/gs-1ZmKpDfE/s72-c/marka.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-1794802170940312088</id><published>2009-05-23T15:07:00.000-07:00</published><updated>2009-05-23T15:32:06.539-07:00</updated><title type='text'>klarnet ve ilahi şakalar</title><content type='html'>yapacak onca şeye inat-ki mevzu bahis alakasız onlarca şey daha yapıp asıl yapmam gereken şeyleri yapmama arzusu- vakit gece yarısını geçti ama çok naif bir klarnet sesi geliyor sokağın başından. hem de canlı. bu ses beni itti klavyenin başına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;....tuhaf..yapmak istediklerimiz ve olması gerekenler. bazen hayat öyle bir konuma getiriyor ki insanı gitmen gereken yollardan sıyrılmak istiyorsun ya da yapman gerekenler listesinden bir anda vazgeçmek. irregular olmayı seviyorum bu nedenle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;....bugünlerde tuhaf bir şekilde sınandığımı düşünüyorum. İlahi şakalar bütünü. belki de sil baştan sormam gereken sorular var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...şu günlerde sezinlediğim ve bu da benim başıma gelmez dediğim ya da böyle bir durumda ben öyle değilim ki böyle davranırım dediğim hallerle haşırneşir olmamı istiyor hayat belki de..belki de bu benim yolum dediğim yollardan caydırmaya çalışıyor ya da inadına sımsıkıya bağlanmamı öğütlüyor.&lt;br /&gt;..velhasıl ilk defa başıma geldiğinden şaşırıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...ahaa klarnet sesi de dindi zaten. motive eden bir unsur da kalmadığına göre yapılması gerekenler güzergahına 180 derece dönüş yapmanın vakti geldi demektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-1794802170940312088?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/1794802170940312088/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=1794802170940312088' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1794802170940312088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1794802170940312088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/05/klarnet-ve-ilahi-sakalar.html' title='klarnet ve ilahi şakalar'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-9041631900589310716</id><published>2009-05-18T06:01:00.000-07:00</published><updated>2009-05-18T06:05:38.406-07:00</updated><title type='text'>An Approach to the Cultural Strategy of Bursa</title><content type='html'>&lt;em&gt;Introduction &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Culture is  the  key element  in all development cooperation. (1) This paper aims to understand the present strategy of  Bursa which operates with a broad definition of culture. This means that culture is not viewed as being in opposition to development, but something is constantly changing with social processes and at the same time originating a common point of reference in the global development.&lt;br /&gt;Cultural Strategy  in Bursa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Strategic plans are one of the key mechanisms  for achieving sustainable social, economic and environmental development. Within the field of spatial planning , strategic policies address issues which have a regional or sub-regional significance. These include the location of large employment, housing, shopping and recreational sites, infrastructure projects, roads, communications and energy networks and urban regeneration projects targeting particular towns and cities. (2) Considering this sense, Bursa has a linear urban strategic plan&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=1085315993935470208#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;[1]&lt;/a&gt; (3) which means that, the mode and extend of urbanization is for an important part the spatial translation of socio-economic processes and organization of production. It should be put in that, during these processes cultural factors certainly influence the level of socially acceptable space consumption and proximity.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The cultural dimension involves culture as the sum of social practices in the form of, for example, religion, language, education and social and family practices, and culture as artistic expression in the form of, for example, literature, dance, music and films. (1) Of course, culture is used as a tool for political purposes, meaning that cultural quality itself might not be necessarily favoured or enhanced by this means. On the other hand, local values versus global standards. Cultural policies tend to be ever more localized, and thus less standardized. (4) It is obvious that, the present cultural policy of Bursa is mostly on this way. The governance approaches  a broad definition of culture which is conceptualized together with tourism, based on promotion or artistic activity with cultural heritage. The strategic plan, focuses on  three main areas of culture.” Culture and Tourism” is one of the main areas that, which aims to contribute the development of the city in arts, culture and tourism .The other focused area is about “EU, National and International Relationships” which refers to strengthen relationship with Sister Cities and the EU through culture. And also another focused area “Conservation of Historical Heritage” is based on promoting historical heritage in common. (5)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;What is the Main Conflict?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Cultural planning perspective rooted in an understanding of local cultural resources and of cities as cultural entities as places where people meet talk, share ideas and desires, and assess the needs of the community, ensure cultural pluralism and conceptualise essential strategic questions about the city’s future. (6) According to this perspective, the present strategy has some limitations. During the implementation, there is lack of communication between cultural stakeholders (NGO’s , university,institutions, audiences..etc) and govarnance. The third sector &lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=1085315993935470208#_ftn2" name="_ftnref2"&gt;[2]&lt;/a&gt;activities do not have a chance to create cultural added value through the cultural industry. The political approach causes a “cultural decentralisation”.&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=1085315993935470208#_ftn3" name="_ftnref3"&gt;[3]&lt;/a&gt; Cultural organisations are not organised in order to be able to speak with one unique, powerful and legitimate voice.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The media has a key role to play in removing distrust, and in creating a broad public space for&lt;br /&gt;dialogue, engaging the whole of society in the debate on cultural policy. (7) Nevertheless, and for the time being the local media is not giving enough attention to the cultural debate. It could be said that, the strategy doesn’t stimulate the media colloboration for the cultural objectives promotion.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Instead of a Conclusion&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Local cultural strategy should be focus on a specific cultural sector (such as cinema or heritage, if the competitive advantage or the opportunities are wide) , it may give more or less attention to vertical or horizontal decentralisation processes, audience development, tourism, the role of the media, bottom-up initiatives, flagship organisations, fund-raising and sponsorship, institutional coordination or international dimension of culture. (8) By following this method Bursa can make its unique strategy which the cultural activites derived from economic development. It could be said that the industrial periphery of the city is appropriate to create cultural added value with focusing on cultural production. On the other hand, developing partnerships through the neighbour localities –which is appropriate to the linear urban strategy - could involve accountability, long-term planning, selection of priorities, identification of leaders, participation of civil society, democracy and citizenship. In this process the creation of umbrella organisations is highly recommended. On the other hand, the third sector should try to find the way of coming up with strong and irrefutable arguments in favour of cultural investment.Also university and academics can become good allies of the cultural sector, and can provide reliable data for the cultural industry. For the financial support  in solving existing problems and revitalising culture , sponsorship mechanisms should be estimated for both NGO’s and cultural organisations. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Considering these highlights, the strategy of Bursa can approach the culture in more unique and radical way.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bibliography&lt;br /&gt;1. Culture and Development Strategy Guidelines. København : Ministry of Forein Affairs Danida, 2002. 87-7964-364-7.&lt;br /&gt;2. Reeves, Dory. Planning For Diversity. USA&amp;amp;Canada : Routledge, 2005. s. 90. 0-415-28657-3.&lt;br /&gt;3. Bursa Special Provincial Administration .  http://www.bursaozelidaresi.gov.tr/.&lt;br /&gt;4. Nada Švob-Đokić,Nina Obuljen. Comparative Cultural Policy Issues Related to Cultural Diversity in South East Europe. Mapping the approaches and Practices. Bucharest : Policies for Culture(European Cultural Foundation), 2003. s. 3.&lt;br /&gt;5. Strategic Plan of Bursa (2006-2009).  http://www.bursa.bel.tr/plan.swf.&lt;br /&gt;6. Bianchini, Franco. Culture, Conflict and Cities: Issues and Prospects for the 1990's. [yazan] Franco Bianchini ve Michael Parkinson. Cultural Policy and Urban Regeneration. New York : Manchester University Press, 1993, s. 203,213.&lt;br /&gt;7. s, Cristina Puig Borrà. Decentralisation: Investing in Culture in the Regions. Bistritsa : Policies for Culture, 2001. s. 10.&lt;br /&gt;8. Cultural Development,Public Policies and Local Strategies. Ruiz, Jordi Pascual I. Budapest : Local Cultural Policy Development International Workshop, 2003. s. 2-3.&lt;br /&gt;9. The Interval Getting Substance Corridors in the Network-City. Sap, Herwin. Lodz : Eindhoven University of TechnologyFaculty of Builing &amp;amp; Architecture, 2001. s. 4.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=1085315993935470208#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;[1]&lt;/a&gt;The linear strategic plans consist of a central railroad with on both sides gridded slabs for housing and working. These plans contain many components from the assembly-line-city such as linear zoning and a main infrastructural work next to the industrial core. Another concept for linear plans are the 'radial satellites', as a continuation of the conceptof the city with radial extensions. In this concept the expanding city creates or incorporates satellites outside its surface and connects them with urbanized transportation axis. (4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=1085315993935470208#_ftnref2" name="_ftn2"&gt;[2]&lt;/a&gt; The third sector is a term that is widely used today to refer to the independent zone of activity, which lies&lt;br /&gt;somewhere between the field of government on the one hand, and the field of commerce (the profit or&lt;br /&gt;business sector) on the other. It includes the non-commercial, non-profit and independent organisations,&lt;br /&gt;foundations, institutions and professional individuals. (7)&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=1085315993935470208#_ftnref3" name="_ftn3"&gt;[3]&lt;/a&gt; If cultural activities are to be dispersed in order to achieve a fair distribution of the arts, we would be&lt;br /&gt;speaking of “Cultural Decentralisation”. (7)Bibliography&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-9041631900589310716?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/9041631900589310716/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=9041631900589310716' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/9041631900589310716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/9041631900589310716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/05/approach-to-cultural-strategy-of-bursa.html' title='An Approach to the Cultural Strategy of Bursa'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-4028998498393019087</id><published>2009-05-15T14:24:00.000-07:00</published><updated>2009-05-15T14:34:30.208-07:00</updated><title type='text'>Yenilikçi Girişimcilik Modeli Olarak Kültür KOBİ’leri</title><content type='html'>Rekabetçi bir piyasa ekonomisinin temel bileşenleri olarak, bölgesel kalkınmaya, istihdama, üretim ve ekonomilere katma değerleri açısından önemli paya sahip olan KOBİ’ler ülkelerin gündemlerinde önemli yer edinmektedirler. Bu durum hem gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülkelerde böyledir. Gelişmekte olan ülkeler açısından  KOBİ' ler daha büyük bir öneme sahiptir. Bu yüzden KOBİ' lere ekonomilerin motor gücü denilmektedir.&lt;br /&gt;KOBİ' lerin ülke ekonomileri ve sanayileri için asıl önemi, dünyada 1970’li yıllarda yükselen petrol krizinden sonra ortaya çıkmıştır. Bu yıllarda artan hammadde ve petrol fiyatlarındaki değişimlere bağlı olarak ortaya çıkan stagflasyon sonucu büyük sanayi firmaları ciddi finansman sıkıntıları içine düşerken KOBİ' ler esnek yapıları sayesinde bu sıkıntılardan daha kolay çıkabilmişlerdir.&lt;br /&gt;80’li yıllarla birlikte, pazar yapısında, rekabette ve müşteri tercihlerinde de radikal değişimler yaşanmaya başlamıştır. Müşterilerin talep ettikleri mal ve hizmetlerden beklentileri değişmiş, ürün ve hizmetlerin tüketim süreci kısalarak , farklılaşan özel isteklere odaklılık artmıştır. Değişen bu yeni ortamda firmalar; yeni tip üretim organizasyonlarına yönelmek durumunda kalmışlardır. Ve bugün gelinen noktada gözlemlenen şudur ki; rekabet piyasasında esnek olmayı başarabilen, tüketici isteklerine hemen cevap verebilen ve esnek ürün yeteneğine sahip olan firmalar, giderek -teknoloji sayesinde - hızlanan değişime ayak uydurabilmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde yeni ekonominin enstrümanlarından faydalanan yenilikçi kültür kurumları biçimsel olarak KOBİ lerle ortak özelliklere sahiptir.&lt;br /&gt;Kültür kurumları –çoğunluk olarak - biçimsel açıdan gözlemdiğinde söylenebilir ki; ağırlıklı olarak küçük ölçekli işletme kategorisindedir.Bu tarz bir kategorizasyona iki açıdan ihtiyaç duyulmaktadır. Birincisi, kültürel işletmelerin çağdaş yönetim düzlemini oluşturan  yaratıcılık, bağlanırlık ve iletişim alanlarını gelişiminin belirli bir sistematik içerisinde ifade edilmesi; bir diğeri de kültürel girişimcinin yasal, idari , ekonomik ve sosyal koşullar içindeki hareket alanının artırılmasıdır.&lt;br /&gt;Söz konusu tanım, kültür endüstrisi sektörlere ayrılarak irdelendiğinde, bazı sektörlerde (sinema vb) ölçek büyümektedir. Burda girişimçi kavramı göze önünde bulundurularak bir genelleme yapılmak istenmektedir.&lt;br /&gt;Kültür kurumlarının KOBİ’lerle ilişkisini gösteren bir başka kavram da çok boyutluluktur. Bu çok boyutlu olguların bir kısmı nicel , diğer bir kısmı da nitel bir karaktere sahiptir ve tanımda ölçülemeyen nitel özelliklere yeterince yer verilmelidir. Nitel özellikler arasında girişimci faktörü bilhassa önemlidir; çünkü KOBİ’lerde temel belirleyici unsur girişimci özelliğidir. Kültür endüstrisinde bağımsız bir şekilde ayakta durmaya çalışan kültür kurumları da bu noktada KOBİ ler gibi davranmaktadır.&lt;br /&gt;KOBİ’lerin ilgi alanına sadece tarım, sanayi vb makro ekonomik aktörler olan sektörler değil, aynı zamanda yeni ekonomi içerisinde hızla gelişen kültür endüstrilerine ait sektörler de dahil olmaktadır. Bu açıdan kültür endüstrisinin, ekonomik aktörleri olan kültür kurumlarını Kültür KOBİ’leri  (K-KOBİ) olarak adlandırılabiliriz. Söz konusu K-KOBİ kavramlaştırması ile birlikte; kültür kurumları, ekonominin genel yapısı içerisinde daha da görünür kılınacak ve bu noktadan hareketle formülizasyon süreci  işler kılınarak kültür kurumlarının yaşadığı finansal, yasal ve idari sürdürülebilirlik sorunları özerk olarak çözümlenebilecektir.&lt;br /&gt;Öte yandan KOBİ ler kapsamında K-KOBİ lerden özerk olarak bahsetmek, yaratıcı endüstriler göz önünde bulundurulduğunda KOBİ lerin ihtiyaç duyduğu yenilikçi yaklaşımı  yaygınlaştırır niteliktedir. K-KOBİ lerin edindiği özerklikle sahip olacağı gelişim, kültür endüstrisini canlandıracak ve bundan dolaylı ya da doğrudan olarak etkilenen diğer KOBİ sektörleri hem üretim hem de yaratıcılık anlamında olumlu yönde etkileneceklerdir.Bu sürecin gerçekleşmesi için öngörülen koşulsa, yenilikçi rol modeller oluşturabilen, uzmanlaşmış kültürel girişimcilerin varoluşudur.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Türkiye’de Kültür KOBİ’lerinden Söz Edilebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Türkiye genelinde  kültürel girişimcilere ait üretilmiş sayısal bir veri olmadığından, yapılan gözlem ve yorumlar bölgesel olarak İstanbul ve çevresi, biçimsel olaraksa kişiler ya da kişilerle öne çıkan kültür kurumlarıyla sınırlı kalmaktadır. Söz konusu sınırlılık, İstanbul ve kurumlar bazında ele alındığında Garaj İstanbul , Tiyatro Dot , Hafriyat gibi inisiyatifler kültürel girişimcilere örnek olarak gösterilebilmektedir. Bahsedilen kültür kurumları girişimci bir ruha sahipken, aynı zamanda nitelik ve nicelik ölçütleri bakımından  KOBİ lerin kavramsal yapısına uygunluk göstermektedir. Kültür endüstrisinde sürdürülebilirliğini muhafaza etmeye çalışan bu kurumlar, K-KOBİ çatısı altında bir araya gelerek, ekonomi içerisinde var olan hareket alanlarını yasal ve idari yollardan genişletebilme olanağını yakalayabileceklerdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-4028998498393019087?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/4028998498393019087/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=4028998498393019087' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/4028998498393019087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/4028998498393019087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/05/yenilikci-girisimcilik-modeli-olarak.html' title='Yenilikçi Girişimcilik Modeli Olarak Kültür KOBİ’leri'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-4939838791669068971</id><published>2009-04-01T17:38:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T18:18:05.593-07:00</updated><title type='text'>yatırıcı düşünce</title><content type='html'>her yerde bangır bangır yazılıp çiziliyor; kültürlerarası diyalog yılı, tahtını 2009 da inovasyon kardeşine devretti. işte bir yılda-nasıl oluyorsa artık- herkes bir inovativ düşünceler içerisinde. içerisinde de; daha tam Türkçe karşılığı bile olmayan bu kavramı sen gel , orda -şurda- burda(sağım solum saklanmayan sobe:)) kullanmaya çalış kullanabilirsen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oldum olası merak etmişimdir. bu,yıl konularına kimler karar veriyor? acaba bu konular da mı inovatif düşünce ürünü ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son zamanlarda kültürle haşır neşir olduğumdan 2008 in konusu hakkında rahatça ahkam kesebilirim ki; kültürler birbirlerine öyle diyaloglar halinde olabilecek denli uzak değildir. istenilen diyaloğu sağlamak için öyle çok uzağa gitmeye gerek yok. zaten dolu ana Anadolu yeterince rengarenk. kaldı ki; bu sadece benim bereketli topraklarıma has bir durum değil. kuş uçuşu bilmem kaç saat mesafede yaşayan bambaşka bir kentlinin de kapı komşusu pek ala Ermeni, Kürt ..vs olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelelim mortage balonun suyunda doğan 2009 a. işin felsefi kısmı bir yana- her şeyde bir parça inovasyon vardır(yok şarkı sözünden araklamadım:))- bunca hızlı kurgular içerisinde dönen yer kürede ayakta kalmak adına ister yönetim tarihinde olsun, ister sanat tarihinde ya da sen seç beğen al kendine uygun bir örnek; göreliliğin gerisinde kalmamak adına hep bir fark yaratma-hani o ahkam kesilen mühendislikle sanatın buluşma noktası- kaygısı hep vardı ve hep var olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zehir gibi bir mühendis olmaya gerek yok ya da saçını ala mora boyamış marjinal bir sanatçı olmaya da. hayatta karşına çıkan zorlukların, hangi alanda olursa olsun , pratik çözümlerle üstesinden gelebiliyorsan geminde filikalar suya inmeyecek demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;velhasıl bu uğurda ödüller, fonlar dağıltılmaya çalışıldığı oranda insan doğası gereği daha bir yataklara düşüyor baş ağrısından. hani baskı altında azan beyin gribi hesabı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o yüzden -naçizane- tespitim şudur ki; yaratıcılık s..çmak gibidir. bir anda bırakıverirsin!düşünmeden, öylece..nasıl beslendiğine göreyse de dışkının kalitesi değişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama merak etmiyor da değilim doğrusu; inovasyon literatüre girmezden önce hayatımız o kadar mı zordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;not: &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;1-dışkı örneği için kusura bakmayınız, ama daha nazik bir karşılığı yok.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;2-bilim felsefesine tabiki inanıyorum, bugün "inovasyon" dan söz ediyorsak elbette bir sebebi var. neye neden olacak, bir fani olarak ben de merakla bekliyorum.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SdQRW6WEfDI/AAAAAAAAAFc/d4MKB33mHVw/s1600-h/inovation.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319896145148017714" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 114px; CURSOR: hand; HEIGHT: 118px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SdQRW6WEfDI/AAAAAAAAAFc/d4MKB33mHVw/s400/inovation.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-4939838791669068971?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/4939838791669068971/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=4939838791669068971' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/4939838791669068971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/4939838791669068971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/04/yatrc-dusunce.html' title='yatırıcı düşünce'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SdQRW6WEfDI/AAAAAAAAAFc/d4MKB33mHVw/s72-c/inovation.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-8480887156283078808</id><published>2009-03-24T18:05:00.000-07:00</published><updated>2009-03-24T18:40:07.491-07:00</updated><title type='text'>res publica</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/ScmKdV0ywxI/AAAAAAAAAFU/7Fva5oZnHhw/s1600-h/420609b-i1_0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5316933071766995730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/ScmKdV0ywxI/AAAAAAAAAFU/7Fva5oZnHhw/s400/420609b-i1_0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"insana ait" olan tek şey nedir? bu sorunun üzerine çok da düşünülse, öyle bir çırpıda cevap da verilse "yaşamak" ; hatta ve hatta "kendi yaşantısı" diyesi geliyor insanın. toplumsallaştırma, entel dantel ıvır kıvırlar bir yana. özde var olan bu istek, aslında paylaşma arzusundan daha doğrusu tanık olma ve olumlama eyleminden başka bir şey değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;.....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"sensiz yaşayamam"&lt;br /&gt;bir çırpıda söylenen bu söz aslında bahsi edilen paylaşma arzusundan başka bir şey değil.&lt;br /&gt;......&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"ben ne yapayım kendimi sen olmayınca"/"sen olmayınca ben çok sıkıcıyım kendime karşı, karşılıklı...vsvsv"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işte bu denli yalın bir insana ait olan şey ister bir arada zamanı bekleme kaygısı de, evrende salınım ya da ne bileyim işte bir akan bir nehrin kenarında ayaklarını suya değdirme mutluluğu; aslında bir nefes alış kadar olağan ve hayati.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;.....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;zamanın aynı dilimine şahit olmak belki de sahici kılınanın mutluluğu ve verdiği özgürlük duygusu. yaşadığını bir başkasının varlığıyla kanıtlamak, ondan feyz almak, evrene karşı bir başkaldırış anı o her el ele tutuş, yeni güne uyanış.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;......&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"bugün ne yiyelim?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bilmem ne yersek yiyelim, benim canım makarna istiyor ya sen?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;.....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"bir alanı açık kapı cam bırakacak kadar üleşmek" &lt;/div&gt;&lt;div&gt;birine kaçma payı bırakmak için değil; nefes almak için beraber camdan bakmak, ara sıra gezintiye çıkmak; o da beraber...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;.....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"ya ertesi sabah?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;içinde güven var ne de olsa. bilirsin ki; insanlığına ait olan sendedir, senledir ve razıdır senin olmaya.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"peki bir önceki gün?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne kadar kırgın olsan da; 24 saate tamamlanmaz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"çok uzatmadan....zar tutmayı bilir misin?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yaşamak, zar tutmayı bilmesen de her güne düşeşle başlamak gibi.yeter ki; öteki altılı yanında olsun!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;saçma oldu; ama idare et;)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-8480887156283078808?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/8480887156283078808/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=8480887156283078808' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/8480887156283078808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/8480887156283078808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/03/res-publica.html' title='res publica'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/ScmKdV0ywxI/AAAAAAAAAFU/7Fva5oZnHhw/s72-c/420609b-i1_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-3751537982766496725</id><published>2009-02-21T13:10:00.000-08:00</published><updated>2009-02-21T13:34:03.558-08:00</updated><title type='text'>özlemenin öznelliği</title><content type='html'>tuhaftır...özlem, gittiği yere götürüyor insanı.&lt;br /&gt;yok, yanlış bir cümle kurmadım. insanın gittiği yere özlemi götürmesi, aslında özlemin varış noktalarına insanı sürüklemesine tekabül ediyor. özlem, varlığın bir uzantısı olarak düşünüldüğünde çok da garipliği kalmıyor esasen evvelki cümlenin.&lt;br /&gt;özle-yebil-mek, yer değiştirmeyle ilintili. insan, bulunduğu sınırın , yerin her ne tarafına geçiyorsa diğer tarafta kalan tüm'ler özlediği oluyor.&lt;br /&gt;o yüzdendir ki; özlemenin de bir yönü var. bedeni nasıl ki bulunduğu sınırdaysa, özlediği tarafta düşünün her bir yanı. bir kaptan doldurup , ötekine boşaltmak,tekrar tekrar doldurup boşaltmak gibi.&lt;br /&gt;ve zaman geçiyor, bu durum öyle bir hal alıyor ki insan özlemin peşinde göçebe ruhunu izler oluyor.&lt;br /&gt;bir insanı özlüyor, bir anı, yeri geliyor bir cümleyi, en çok da tanıdık kokuları, tebessümleri, kucaklaşmaları.&lt;br /&gt;asıl tuhaf olan şu ki; özlemek için onca neden varken, bir diş ağrısı misali tekliğe bırakıyor kendini benliğin derininde.&lt;br /&gt;asıl tuhaf olandan daha da tuhaf olansa; özlemenin özlenen özlediğinde karşılık bulan bir his oluşu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özlediğime seviniyorum!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-3751537982766496725?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/3751537982766496725/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=3751537982766496725' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/3751537982766496725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/3751537982766496725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/02/ozlemenin-oznelligi.html' title='özlemenin öznelliği'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-8863777206889134677</id><published>2009-02-12T13:19:00.000-08:00</published><updated>2009-02-12T13:36:26.060-08:00</updated><title type='text'>lethe</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SZSV2hjFvGI/AAAAAAAAAFM/5RhGSAr9Urk/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5302027425272937570" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 396px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SZSV2hjFvGI/AAAAAAAAAFM/5RhGSAr9Urk/s400/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;gece bir uyanış&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sabaha değen işaret parmağı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir tohum filizinde&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kökleri sağlam daha ki &lt;/div&gt;&lt;div&gt;derini belli&lt;/div&gt;&lt;div&gt;us bulanmaz arşa değdiği&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gidiş-geliş karar veremeyişi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;geçilecek ırmak serininde şaşkınlıktan yapacağını bilemez &lt;em&gt;ne'&lt;/em&gt;yse&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;................................/&lt;em&gt;titrer ; ne mi soğuk&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;ne mi korku&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;tam ortasındadır zamanlardan zaman beğendiği o en çok görmek istediği görünce de ne yapacağını pek de bilemediği zamanın......................................../&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gölgesiz kimyalı Tanrıça!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eteğinde mırıldanırken ninni şehir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;boylu boyuna uzanmış&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tam da ikiye bölünmüşlüğünü bulmuş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ileri mi, yoksa yukarı mı? ..hı ne dersin?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-8863777206889134677?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/8863777206889134677/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=8863777206889134677' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/8863777206889134677'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/8863777206889134677'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/02/lethe.html' title='lethe'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SZSV2hjFvGI/AAAAAAAAAFM/5RhGSAr9Urk/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-3812921783456611731</id><published>2009-01-30T14:22:00.000-08:00</published><updated>2009-01-30T14:58:32.466-08:00</updated><title type='text'>...toplanıyorum</title><content type='html'>"...toplanıyorum, nerden başlayacağımı bilmeden.&lt;br /&gt;sondan başa ya da tersi farktemez, ne çarpanı ne de böleni,&lt;br /&gt;aklın yasasına buyruk her yerçekimi alanında işte/tersi daha&lt;br /&gt;iyi aslında; gök itimi dedikleri."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...gök itiyor, inadına ben diyor güneş, aralarken yağmuru.&lt;br /&gt;soğuk bekleyedursun rahmetini en çok bana diyor doğmakta olan her bir ne varlığı;&lt;br /&gt;varsa var işte, öteliğine kimse karışamaz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...kitaplarımı ayırdım..önce sıralıydı. karıştılar gibi ben. şimdi daha bir tombullar oysa"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...odamın camından sokağı izliyorum ara sıra, kimse görmeden bu hasret bırakışı.&lt;br /&gt;manzara kalır mı kalır fındık beynimde,&lt;br /&gt;tıpkı sabah ezanında simit kokusu tıklatırken camımı alt sokaktaki aidi fırının.&lt;br /&gt;ezberimde kalsın bir iki betimlik an"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...anlıyorum. toplamanın zorluğunu, tam da dört işleme hakim saymışken, fasulyelikten adamlığa terfi etme çabamı. isterken olmak istediğimi hep, kalayım bu kez diyorum, yorganı burnuma kadar çekip de tam burda öylece." &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SYOEpQ4N3VI/AAAAAAAAAFE/b7h9ZLpN9_c/s1600-h/2936559.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297223431158095186" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 380px; CURSOR: hand; HEIGHT: 398px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SYOEpQ4N3VI/AAAAAAAAAFE/b7h9ZLpN9_c/s400/2936559.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...toplanmak ne zormuş . yok! çok eşyam yok.kitaplarım bikaç parça giysi..ah bir de kendimi toplayabilsem!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"her işte bi hayır diyor dönüp durmakta olan şarkı, haklı mı haklı!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: sanırım mezun oldum!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-3812921783456611731?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/3812921783456611731/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=3812921783456611731' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/3812921783456611731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/3812921783456611731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/01/toplanyorum.html' title='...toplanıyorum'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SYOEpQ4N3VI/AAAAAAAAAFE/b7h9ZLpN9_c/s72-c/2936559.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-8259931037239680884</id><published>2009-01-11T08:31:00.000-08:00</published><updated>2009-01-11T08:49:29.729-08:00</updated><title type='text'>Ekonomik Krizler ve Toplumsallaştırma Kaygısı: Sinema</title><content type='html'>Seyirci ile diğer iletişim araçları gibi kuran sinema; aynı zamanda bütün kitle iletişim süreçleri gibi bir toplumsallaştırma aracıdır. Toplumsal kurumları gösteren şemalarda sinemanın yeri boştur ya da yeterince açıklanmamıştır. Oysa sinema; toplumun diğer kurumlarını bir kenara iterek, kişi ile doğrudan temas kurar.(Jowett ve Linton,1980, s.73. Kişinin, sinemanın verdiği “mesaja” tepkisi ise geçmişte aldığı geleneksel, toplumsal/kültürel etkilere bağlı olarak değişmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290075238972552626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 407px; CURSOR: hand; HEIGHT: 202px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SWofZt4MdbI/AAAAAAAAAE0/_8NekSb0Ysk/s400/ads%C4%B1z.bmp" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="_Toc217883860"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc217280801"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc217239480"&gt;&lt;/a&gt;Sinemanın Toplumsallaştırma Modeli. Jowett ve Linton, 1980, s.73.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemanın, onu meydana getiren ilk girişimlerden modern bir kurum olarak çıkışı izlenirse; başlangıçta bir eğlence kurumu, giderek bir işkolu/endüstri olmasından sonra toplumsal /kültürel bir kurum olarak, toplumdaki yerini aldığı görülmektedir.&lt;br /&gt;Sinema, yalnız bir eğlence veya gündelik hayatın monotonluğundan uzaklaşmak için kullanılan bir araç değildir. Toplumsal/kültürel yapıda önemli bir yerinin olduğunu belirleyen olan sanayileşme, kentleşme olgularının, kitle iletişim araçlarının gelişimi ile birleşerek yarattıkları ve eskiye göre çok daha homojen olan toplum yapısında artık farklı bir toplumsal etkileşim şekli vardır. Çağdaş insan dış gerçeği, kendisi adına bu dış gerçekliği anlatan kitle iletişim türleri aracılığı ile algılamakta , değerlendirmekte ve anlamlandırmaktadır. Bu kültür homojenliğine en büyük katkıyı işe sinemanın yaptığı söylenmektedir. (Oskay, s. 2. )&lt;br /&gt;Modern toplumlarda sinemanın işlevi nedir? İnsanların sahip oldukları teknolojik olanaklarla görsel-işitsel imajları kolaylıkla elde edebildikleri bir dünyada sinemaya gitmeyi neden sürdürüyorlar? Bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Önceleri sinema bir eğlence şekli ya da seyircinin psikolojik ihtiyaçlarını, “streslerini” giderme işlevi yerine getiren bir araç olarak görülmekteydi. Halley (1952) “insanlar sorunlarından uzaklaşmak için sinemaya giderler” görüşünü test etmiş ve şu sonuca varmıştır: “İnsanlar ekonomik krizler ve savaşlar sırasında daha çok sinemaya giderler.” (Jowett ve Linton,1980, s. 101. )&lt;br /&gt;Sinemayı, insanların psikolojik ihtiyaçlarını yerine getiren bir araç olarak inceleyen araştırmaların çoğunlukta olduğu görülmektedir. “İnsanların sinemaya gitmekle neler kazandığı” şeklindeki sorulara verilen en yaygın yanıtlardan biri, kişinin gördüğü kişiler ve durumlarla kendini özdeşleştirdiğidir.&lt;br /&gt;Sinemaya gitmek hem toplumsal , hem de bireysel bir harekettir; çünkü her seferinde film bir “toplu seyir” ile izlenmektedir, ayrıca her birey filmi kendi deneyimlerine göre yaşamaktadır. Sinemaya gitme nedenleri de doğallıkla çok farklıdır. Sinemaya gitmenin basit bir açıklaması olmasa da bu doğrultuda söylenebilir ki; insanlar kendilerine göre bir takım nedenlerden dolayı sinemaya gitmek istemektedirler. Bunu yaparken de toplumdaki rollerini değiştirmeyip sadece geçici gruplar oluşturmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan, sinemanın toplumsallaştırma yolundaki bu itici gücü, hele ki böyle bir zamanda -bkz küresel mali kriz- sektöre dair yarattıcı stratejiler geliştirildiğinde, o çok arzulanan talep genişlemesini yaratabilir. Ve bu şekilde bir şirketin ortalama 2-3 yılda hedeflediği 5-6 milyon dolarlık kar/karlar, 6-7 hafta gibi bir sürede toplanarak, GSMH ya bir nebze de olsa katkı sağlanır,belki bir nebze istihdam yaratılır ve -en önemlisi mi?-insanlar eğlenirken, birilerinin karnı doyar.&lt;br /&gt;Olmuyor olsa da umut etmek güzel!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-8259931037239680884?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/8259931037239680884/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=8259931037239680884' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/8259931037239680884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/8259931037239680884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/01/ekonomik-krizlerde-toplumsallatrma-abas.html' title='Ekonomik Krizler ve Toplumsallaştırma Kaygısı: Sinema'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SWofZt4MdbI/AAAAAAAAAE0/_8NekSb0Ysk/s72-c/ads%C4%B1z.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-6941475473488938738</id><published>2009-01-09T15:44:00.000-08:00</published><updated>2009-01-09T15:46:16.526-08:00</updated><title type='text'>ahkam</title><content type='html'>YUVARLAĞIN KÖŞELERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşka gönül ile düşersen yanarsın.&lt;br /&gt;Zeka ile düşersen kavrulursun.&lt;br /&gt;Akıl ile düşersen çıldırırsın.&lt;br /&gt;Duygu ile düşersen gülünç olursun.&lt;br /&gt;Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin.&lt;br /&gt;Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;                                               Özdemir Asaf&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHKAM: yol dedikleri yaşam olsa gerek!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-6941475473488938738?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/6941475473488938738/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=6941475473488938738' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/6941475473488938738'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/6941475473488938738'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/01/ahkam.html' title='ahkam'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-7829779933442299534</id><published>2009-01-09T08:25:00.000-08:00</published><updated>2009-01-09T09:03:09.079-08:00</updated><title type='text'>karasal iklim</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SWd8v2VoXMI/AAAAAAAAAEs/R-uySUGzL-s/s1600-h/chasingdreams-760383.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5289333448851872962" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 286px; CURSOR: hand; HEIGHT: 181px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SWd8v2VoXMI/AAAAAAAAAEs/R-uySUGzL-s/s400/chasingdreams-760383.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;limanı olmayan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dağımın eteğinden &lt;/div&gt;&lt;div&gt;martılar geçti bu sabah&lt;/div&gt;&lt;div&gt;/ya şehir ikliminden usanmış &lt;/div&gt;&lt;div&gt;/ya da martlılar hiç olmadıkları kadar Tanrı'ya dalmış..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;..belki de dağın ötesindeki göller martıları çağırmıştır.sormak, anlamak gerek, dağın kanadını, soğuğun soluğunu..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-7829779933442299534?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/7829779933442299534/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=7829779933442299534' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/7829779933442299534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/7829779933442299534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/01/karasal-ilkim.html' title='karasal iklim'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SWd8v2VoXMI/AAAAAAAAAEs/R-uySUGzL-s/s72-c/chasingdreams-760383.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-2540344854949446353</id><published>2009-01-08T13:03:00.000-08:00</published><updated>2009-01-08T13:14:44.617-08:00</updated><title type='text'>dönemeç anlar</title><content type='html'>hayat çok garip. ne oluyorsa bir anda oluyor. o bir kaç dakikada hatta ve hatta saniyede.&lt;br /&gt;ölüyorsun/ bazen ölmekten beter oluyorsun.&lt;br /&gt;kim bilir bazen de hayatının hatasını yapıyorsun, kaçırıyorsun tek gidiş biletin elinde treni..&lt;br /&gt;insan ömründen geçen trenler, avcuna sığan saatler en çok da urgan ardına attığı anlar, gözünden/ gözüne kaçan detaylar.. -sakınan göze çöp batar misali-&lt;br /&gt;iğnedenlikteki hayatın dönemeçleri..&lt;br /&gt;kim bilir, iğnedenlikte kaç dönemecimiz olacak?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-2540344854949446353?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/2540344854949446353/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=2540344854949446353' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2540344854949446353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2540344854949446353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/01/dneme-anlar.html' title='dönemeç anlar'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-5787530819838507029</id><published>2009-01-04T23:04:00.000-08:00</published><updated>2009-01-04T23:05:42.142-08:00</updated><title type='text'>05-01-1984</title><content type='html'>ne söylemeli bilmem ki? teşekkür etmekten öteye varmıyor dilim. bilirim ki gerçek olan bir mucize varlığın hayatımdaki. seni sen yapanların arasından olan bir ben var nasılsa. bilirim insanlar doğarlar, büyürler, ölürler..bilirim, her doğum olağandır böyle düşününce hatta sevince yaşamayı. her doğum hatırlanmayı hak eder.her yaşam sevilmeyi, kutlanmayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bilir misin? bazı doğumlar vardır ki; en çok da yaşanmayı hak ederler, kutlanmaktan öte. doğumunun mucizevi gerçeğini tatmanın niceliğini kavramaktan ötürü müdür bilinmez eşsiz bir şükrediş alır içine doğdukları her için’leri.&lt;br /&gt;nice yıldır beklediği insanlığımın ve nicelerine izin verdiği tüm yaşanacakların işte bu yüzden;&lt;br /&gt;teşekkür ederim varlığınla şuncacık ömrümü onurlandırdığın için!&lt;br /&gt;teşekkür ederim doğduğun ve bana hayat kattığın için!&lt;br /&gt;teşekkür ederim, tıpkı adın gibi benliğimi ısıttığın için!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı insanlar vardır, doğumları isimlerine yansır. işte sen güneyden gelen. nice yıllar var ki sığdıramayacağım sevimi her doğuşuna.&lt;br /&gt;yaş aldıkça sen, gövdesi köklerine daha da bağlanan şu oluş biçimi hiç bırakmasın senli beni.&lt;br /&gt;nice yıllara ömrüm, kalp köküm,yaşamı üleştiğim, mana dediğim.doğdun ki ben de tamamlandım. Seni seviyorum; her yaşında, her yaşınla, her yaşına..1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; doğduğuna ne kadar teşekkür etsem az!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-5787530819838507029?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/5787530819838507029/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=5787530819838507029' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5787530819838507029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5787530819838507029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/01/05-01-1984.html' title='05-01-1984'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-1333579346814002584</id><published>2009-01-04T03:52:00.000-08:00</published><updated>2009-01-04T03:53:08.699-08:00</updated><title type='text'>şehir</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;seni güzel yapan boğazındaki gemilerse&lt;br /&gt;beni de güzelleştiren o gemileri saymak onun eliyle&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-1333579346814002584?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/1333579346814002584/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=1333579346814002584' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1333579346814002584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1333579346814002584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/01/ehir.html' title='şehir'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-7244291494852312242</id><published>2009-01-04T03:50:00.000-08:00</published><updated>2009-01-04T03:52:19.465-08:00</updated><title type='text'>ikisıfırsıfrdokuz</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SWCi6nnKRXI/AAAAAAAAAEY/KCHnqDH0yhI/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287405090482308466" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 113px; CURSOR: hand; HEIGHT: 119px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SWCi6nnKRXI/AAAAAAAAAEY/KCHnqDH0yhI/s400/images.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bir adam elinde boru; -cumaya gitmek isterken- gösteriyor millete. üstüne üstlük kravat da takmamış olayın sarsıntısından-yersek- tükanın spekülasyonlar yüzünden ucuza gideceğinden yakına dursun. öte yanda kardeşinin çizmesine sarılıp ağlayan bir genç kız. bir diğeri ise, yılbaşına totosuna sallayıp, İngilizce sözcüklerle şarkı çığıran, kendini şarkı sonunda zenci erkeklerin! kollarına bırakan-aynen böyle dedi vallahi- kızcağıza oy verirsen günaha girersin diyor. derken taş devrine ait zat-ı muhterem eğlenmek için kalabalığa karışan turistin arkasına geçmiş, elini turistin bacak arasına sokuyor; ama gel gör ki turist erkek. bizim mağara adamının işlemcisi, saçı uzun adamcağızı potansiyel taciz edilecek kadın profilinde taradığından adamı kadın sanıyor!&lt;br /&gt;velhasıl çimlere de basamadık geçen yıl. keneden, krizden bilimum böcekten derken 10,9,8,7,6,5,4,3,2,1 diye geçip gitti iki sıfır sıfır sekiz.&lt;br /&gt;reklam filmindeki gibi hoş geldi iki sıfır sıfır dokuz-ki saatler 24.00 ı gösterirken ne kadar büyük kanal dediğimiz kanal varsa reklamla girdi yeni yıla.&lt;br /&gt;hadi bakalım cümleten mübarek olsun!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-7244291494852312242?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/7244291494852312242/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=7244291494852312242' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/7244291494852312242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/7244291494852312242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2009/01/ikisfrsfrdokuz.html' title='ikisıfırsıfrdokuz'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SWCi6nnKRXI/AAAAAAAAAEY/KCHnqDH0yhI/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-5983726635543086755</id><published>2008-12-26T08:03:00.000-08:00</published><updated>2008-12-26T09:45:31.935-08:00</updated><title type='text'>Bulaşan Bulaşana...</title><content type='html'>Ankara'yı nasıl bilirsin? Vallahi ben, ta ki geçtiğimiz pazartesi gününe kadar başkent, karasal iklim vb türden kelimelerin barındığı cümlelerle bilirdim. Ta ki diyorum; çünkü Ankara hiç görünmediği gözüyle gözüktü bana geçtiğimiz hafta içerisinde.&lt;br /&gt;Tamamen bireysel olaylar örgüsü; ama içerisinde dört adet devletim TV kanalı ve radyolarını bulunduran- benim, şahsen S.S.C.B ye benzettiğim- o 10 katlı bina içerisinde 48 saat geçirmiş olmam ve gördüklerim bir blog girdisi açmaya yeter de artar diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;22 Aralık 2008 tarihine değinmek gerekirse:&lt;br /&gt;Efendim aynen üçüncü sayfa haberleri gibi başladı o gün. Hiçbir şeyden habersiz , pazar günün pazartesiye bağlayan gece saat 01.00 de Bursa'dan konuk olduğu Tv programına doğru gitmek üzere Ankara'ya yola çıkan B.Ç. çıkan aksaklıklar sonucu 48 saat 10 katlı bir binada mahsur kalmıştır. Kalmasına kalmıştır ve bu kalış(kelimenin her anlamında:) çok da iyi olmuştur. Farketmiştir ki; bu kalış ilk ve son kalışıdır. (Hikaye böyle başlar...)&lt;br /&gt;Evet yaptığım bir projenin röportajı için devletim TV kanallarından ikincisine röportaj yapmaya gittim ve traji komik bir şekilde orda bir gün daha kalmak zorunda kaldım.&lt;br /&gt;İlginçti ilginç olmasına; çünkü hiç beklemediğim bir manzarayla karşılaştım. Davulun sesi uzaktan hoş gelirmiş hesabı. Söz ettiğim kuruma mesai saati öncesinde gitmiş olmamın ve yol yorgunluğunun etkisini göz önünde bulundurursak; sa 09.00 sularında binaya girdiğimde aklıma 1984 romanı geldi birden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..."Düşün ki 10 katlı bir bina ve 8.000 çalışan"&lt;br /&gt;Herkes bir yerlere yürüyüor, kutu gibi ofisler, asansörler durmuyor, her şeyin müdürlüğü var, her odanın numarası ve fişi-buna tuvalet de dahil, kazara tuvalate kargo gönderebilirsiniz o yüzden- ve hadi abartalım , adım atarken bile talpe formu imzalaman gerekiyor. Yemek yediğin peçetelerin , tabakların bile üzerinde malum kurumun logosu var. Her şey tek tip. Renkler soluk. Ve sürekli hareket halinde insanlar, dillerinde, eylemlerinde, bakışlarında, soluklarında hep o malum kelime: torpil!&lt;br /&gt;İktisat eğitimi alan biri olarak ahkam kesebilirim ki; 8.000 in yaklaşık 3.000 i gizli işssiz zaten. Neyse orası bizi aşar değil mi azizim.&lt;br /&gt;Göreceğimizi gördük dersimizi aldık nihayetinde.&lt;br /&gt;Tabii malum kurumun inşaa edildiği üs de konum itibarıyle ayrı bir vaka. Rüzgar estikçe donar vatandaş ayazda. Ayrı bir cumhuriyet nitekim. Havasından iklimine değin. Ankara'dayım demeye bin şahit ister. Detaylarına insem burda hadi ordan sen de be kız diyeceksin biliyorum.&lt;br /&gt;Güzel yanları da yok değil. Rahat azizim devlet babanın kanatları altında olmak.&lt;br /&gt;Eee orası bizi de aşar malum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Hikayeye devam..)&lt;br /&gt;B. Ç. Bursa'ya gitmek için şehirler arası otobüs garına kendini atmış ve umumi tuvalatlerden birinde soluğu almıştır- malum, yolda tüm otobüs onun WC molasını beklemesin diye. Bir de neyle karşılaşsın; meğerse kızımız 1. sınıf tuvalette arzı endam eylemiş. Ee bedeli de 250 kuruş fazla ödemekmiş. "Giden para olsun" deyip "bugün ne öğrendim?"sorusunun cevabını vereceği için mutlu-mesut peronunun yolunu tutmuş.&lt;br /&gt;Ama o da nesi..Hopalörden bir kadın sesi -aynen -şöyle demektedir: Terminalimizde çığırtkanlık yapmak yasaktır!!&lt;br /&gt;Yorgun, üşümüş B.Ç ağlasın mı gülsün mü? Şaşırmıştır elbet. Not da düşmüştür anında cebindeki müsfetteye bayanın dediklerini harfi harfine sonuna 23 Aralık 2008 sa. 15.25 i iliştirerek.&lt;br /&gt;.."Biter mi hikaye? Bitmez.."&lt;br /&gt;Yolda özel sermayeli TV kanallarını izlemenin- geçirdiği iki günden sonra- bir yabancılığını taşıyarak, gözü ekonomi dergisinde, arada Tv ye bakarak bir yandan da müzik dinleyerek peyder pey Ankara il sınırından uzaklaşmaktadır. Ama haber saati gelir çatar ve haberlere kulak kesilir B.Ç. Bir haber programında gördüğü KJ röh artık dedirtir ona. KJ de Talabani ile ilgili bir haberde ulaştırma bakanlığı için aynen şu yazıyordur: B-ulaştırma Bakanlığı! Böylece ekler "bugün ne öğrendim?" sorusuna bir cevap daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırları yazarken 40. doğu meridyeni ve 28. kuzey paralelinde bulunan B.Ç huzurludur evinde olmaktan ötürü.&lt;br /&gt;Ve başından geçenlere bir blog girdisi olarak yer vermekten de öte bir de yazmayı planladığı "Sucuklu Yumurta" adlı tiyatro oyununda yer verecektir.&lt;br /&gt;Tanrı kimseyi uzun yola diş fırçasız ve pijamasız çıkarmasın.Tarak olmasa da olur!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-5983726635543086755?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/5983726635543086755/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=5983726635543086755' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5983726635543086755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5983726635543086755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/12/bulaan-bulaana.html' title='Bulaşan Bulaşana...'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-2484358176597267572</id><published>2008-12-17T13:59:00.000-08:00</published><updated>2008-12-17T14:02:28.320-08:00</updated><title type='text'>1</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SUl272Oxu1I/AAAAAAAAAEQ/TpsgHzp0VRQ/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280882808610470738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SUl272Oxu1I/AAAAAAAAAEQ/TpsgHzp0VRQ/s400/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben hiç böyle değildim…Güneş öylesine doğardı. Mutlu olduğum anlar gelgeçti hep.Gök kuşağını gördüğümde içimi alan o hissi bir türlü tanımlayamazdım. Bir adı yoktu içinde aşk geçen kelimelerimin. İzlerdim filmleri izlemesine; hep o adamla kadını düşünür, onlara ağlar ya da onlar için sevinirdim. Yürürdüm yağmurda; ama yalnız. Uzağa dalardı gözüm, nereye gideceğimi bilmeden, sadece alaca bir engin. Denize taş atardım; kıyısı belli olmayan. Hayata dair fark ettiklerimi ceplerime koyar, yoluma devam ederdim. Kulaklarımı tıkardım, etrafımda birileri aşk şiiri okurken. Uyandığımda hızlıca yatağımı toplar, keyfini çıkarmazdım. Ses arardım bazen, bana kuvvet vermesi için. Bir bankta oturup kendime değil, insanlara bakardım. Sinemaya gitmezdim. Tiyatroyaysa yalnız başıma giderdim. Sorularım olurdu, cevaplayanı olmayan. En çok da yalnız başıma ağlardım mühim köşelerinde hayatın.&lt;br /&gt;Bir yıl öncesine kadar ben hiç böyle değildim. Bir gün oldu, ışıklı bir kış akşamında elimi yüreğine götüren o el , sımsıkı kavradı ruhumu. Tüm “hiç böyle değil”liğimi bıraktı denizin uysal akıntısına. Bırakmadı , inadına bağrına bastı, elleriyle sildi gözyaşlarımı, saçamasapanlığımı .&lt;br /&gt;O el kavradıkça beni, artık yönüm belli. Aidim ben. Mana ne demek biliyorum hayatın içindekinin. Artık uyanır uyanmaz , sesi kavrıyor bedenimi. Yatağımı toplamadan önce gökyüzüne bakıyorum. Güneşli havalar-paylaştığım için- mutlu ediyor beni. Yürümenin, bir şehirler arası terminalde zamanın, birlikteliğin önemini anlıyorum. Beklemeyi seviyorum artık. En çok da şükretmeyi. Güvenmek yalnız kendine değilmiş hayatın. Öğrendiklerim artıyor, insanlığıma doğru orantılı.Şiir yazıyorum, memleket meseleleri üzerine değil. Hayaller kuruyorum başı sonu belli olan. Sinemaya gidiyorum. Geleceğe daha planlı bakıyorum, savrulmuyorum kendiliğimde. Emeğin, sevmenin ne demek olduğunu gerçekten görmüş olarak ölecek olmanın huzuru var. Ailemin değerini daha çok biliyorum. Aile olmak ne demek daha iyi kavrıyorum. Yalnız onun için güzel görünmek istiyorum. En önemlisi seviyorum ve bunun karşılıklı olduğunu biliyorum.&lt;br /&gt;Ben hiç böyle değildim. Ben hiç bu denli sevmedim. Benim hiç bu denli bir yılım olmadı. Ta ki geçen yıla kadar.&lt;br /&gt;Bilirim nice seneler gelip geçecek önümüzden sen elimi sımsıkı kavrarken. Bir bakmışız aynı gökyüzüne uyanıyoruz. Odamızın manzarasında aynı gökkuşağı.&lt;br /&gt;Teşekkürler, hayatı ve kendini bu denli benimle paylaştığın için. Seni sevmek çok güzel. 1&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-2484358176597267572?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/2484358176597267572/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=2484358176597267572' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2484358176597267572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2484358176597267572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/12/1.html' title='1'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SUl272Oxu1I/AAAAAAAAAEQ/TpsgHzp0VRQ/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-4937946161298105898</id><published>2008-12-17T12:34:00.000-08:00</published><updated>2008-12-17T12:38:45.864-08:00</updated><title type='text'>Klasik Çıkar Grubu Teorisi ve Sinema</title><content type='html'>Klasik çıkar grupları teorisi, geleneksel siyaset bilimi içerisinde şekillenmiştir. Geleneksel siyaset bilimcilerine göre çıkar grupları, çoğulcu (plüralist) demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır ve temel amacı “toplumsal çıkar”a hizmet etmektir.&lt;br /&gt;Klasik çıkar grupları teorisyenlerinin başında David B. Truman gelmektedir. Truman, litaratürde çok atıfta bulunulan “the Governmental Process” ( 1951) adlı eserinde çıkar grubunu şu şekilde tanımlamaktadır:“Çıkar grubu, toplum içindeki diğer gruplar üzerinde etkili olan ve belirli tutumları paylaşan gruptur.” ( a shared-attitude group that makes certain claims upon other groups in society.) Truman, çıkar gruplarının siyasal ve ekonomik süreçte kendiliğinden ortaya çıktığı görüşünü savunmaktadır. Truman ve diğer yazarlara göre çıkar grupları, demokrasinin gelişme sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır ve asıl amacı “toplumsal yarar”a katkıda bulunmaktadır. (Aktan, Ay ve Çoban, Siyasal Karar Alma, 19.11.2008) Sinema da yapısı itibariyle – yedinci sanat ve kitle iletişim aracı olması açısından- bu noktada “toplumsal yarar” a katkıda bulunmaktadır. Sinema sektörü içerisinde yer alan meslek grupları ücret ve kar gelirleri elde ederken, toplumsal açıdan kültürün aktarımından ve topluma ortak bir bakış açısı kazandırması açısından, kitleleri etkileme ve ortak paydada buluşturması açısından Klasik Çıkar Grupları Teorisi’yle bu noktada uyuşmaktadır.&lt;br /&gt;Sinema sektörüne paydaşlar açısından bir bütün olarak bakıldığında, toplum sinema filminin üretiminden olumsuz ya da olumlu, nihai olarak faydalanmaktadır. Seyirci (müşteri) ise sinema salonunda filmle direkt temasa geçtiğinden ürünün doğrudan faydalanıcısıdır. Sinema filmi seyirciye ulaşana dek belirli bir değer zincirinden geçmektedir. (bkz. Değer Zinciri ve Sinema ) Bu noktada proje ortakları olarak nitelendirilen grupsa amaçları yönünden (ücret geliri -çalışanların beklentisi, kar geliri -hissedarların beklentisi, kira geliri-tedarikçilerin beklentisi) bir araya gelmiş , kendi arasında teşkilatlanmış ( hissedarlar, tedarikçiler, çalışanlar) bir gruptur. Bu çıkar grubuysa sinema filmini hayata geçiren, uygulamayı gerçekleştiren kesimdir. Yapımcı/ yatırımcı olarak nitelendirilen grup ise sektörün kilit paydaşı olup, filmin hayata geçmesi için gerekli koşulları sağlayan gruptur. Yapımcının/ yatırımcının sektörden beklentisi kardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="_Toc217280804"&gt;&lt;/a&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280860882152211074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 172px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SUli_jzwQoI/AAAAAAAAAEI/tPQM5_hdEao/s400/sekil6.JPG" border="0" /&gt;&lt;a name="_Toc217239483"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-4937946161298105898?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/4937946161298105898/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=4937946161298105898' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/4937946161298105898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/4937946161298105898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/12/klasilk-kar-grubu-teorisi-ve-sinema.html' title='Klasik Çıkar Grubu Teorisi ve Sinema'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SUli_jzwQoI/AAAAAAAAAEI/tPQM5_hdEao/s72-c/sekil6.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-663422992034294201</id><published>2008-12-13T14:32:00.000-08:00</published><updated>2008-12-13T15:17:40.116-08:00</updated><title type='text'>the fountain</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SURB-enaFHI/AAAAAAAAAD4/mk2Y6lNa21M/s1600-h/THE-FOUNTAIN-o.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5279417204811109490" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 223px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SURB-enaFHI/AAAAAAAAAD4/mk2Y6lNa21M/s320/THE-FOUNTAIN-o.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;zaman ne olursa olsun, hikayeler hiç değişmiyor. bundan hoşnut her karakter yaşamına devam ediyor, öyle olmamaya inat. efsaneler inanmak için değil öykünmek için var. öykünmek için illa inanmak gerekmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"all these years, all these moments there was you..you pulled me through time.."diyor adam kadına filmde. kadınsa ölüyor, reva mı diyorsun bu adama; ama diyorsun kadına da reva diil ölüm.. bir ağlıyor bir tebessüm ediyorsun.&lt;br /&gt;basit bir paradoks aslında; ölüm ve ölümsüzlük. ama o kadar estetik ki; hangi yüzyılda olursa olunsun adamın ölüm karşsındaki çaresizliğine tepkisiz kalamıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nihayetinde bir film işte; ama, ama'ların ardından bitip tükenmek bilmiyor söylenecekler..&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SURAoG4be2I/AAAAAAAAADw/HqU_Ob0eTv4/s1600-h/THE-FOUNTAIN-o.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;".. Our bodies are prisons for our souls. Our skin and blood, the iron bars of confinement. But fear not. All flesh decays. Death turns all to ash. And thus, death frees every soul. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"..Death is a disease, it's like any other. And there's a cure. A cure - and I will find it. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"For every shadow, no matter how deep is threatened by morning light. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;velhasıl,filmden replikler uzar gider..ölmeden önce yapılacak 38.763 şey arasındaki "Fountain izlenecek" maddesinin yanına gönül rahatlığıyla bir artı koyabilirim.ama bizim "to do list"imizde "Fountain beraber izlenecek" maddesi hala duruyor hatırlatırım da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özetle sızıntı beni de aldı içine..&lt;br /&gt;meraklısına : &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0414993/"&gt;http://www.imdb.com/title/tt0414993/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;film üzerine nesnel bir şeyler yazacağım daha sonra..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seni unutur muyum hiç: ölümün sonsuzluğunda..1&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-663422992034294201?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/663422992034294201/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=663422992034294201' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/663422992034294201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/663422992034294201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/12/fountain.html' title='the fountain'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SURB-enaFHI/AAAAAAAAAD4/mk2Y6lNa21M/s72-c/THE-FOUNTAIN-o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-5300955437921623171</id><published>2008-12-11T05:18:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T05:52:55.945-08:00</updated><title type='text'>Sanat Ekonomisi ve Yönetiminin Gerekliliği Üzerine- 3</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Toplumsal Yapı , Kapitalizm ve Sanatsal Yaratıcılık Üzerine Etkisi&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm insani ekinliğimiz , toplumsal bir ortamda gerçekleşmekte ve toplumsal düzen tarafından belirlenmektedir. Bu belirlenimden , özgür bireyler olmak için kendimizi toplumdan uzaklaştırmak, toplumsal düzenin dışına çıkmak zorunda olduğumuz anlamı çıkarmamız gerekmez. Tam tersine , toplumsal yapı ve örgütlenme; eylemliliği olanaklı kılar, uyum sağlayan veya devrimci tutumların aynı düzeyde gerçekleştirilmesine aynı düzeyde yardımcı olur. Uygulayıcı etkinlik ve yaratıcılık, toplumsal yapı tarafından belirlenen ve dönüşümlü olarak toplumsal yapıya etki eden bir çevrimsel ilişki içerisinde toplumsal olana bağlıdır. (Wolff, 2000, s.15.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatçıların çoğunluğu kapitalist üretim süreci dahilinde, toplumsal iş örgütlenmesinin değişik dallarında görev üstlenerek , sistemle bütünleşmiş durumdadırlar.Plastik sanatlarda, reklam sektöründe ya da kamu sektöründe iş edinme olanakları oldukça yüksektir.&lt;br /&gt;Yine de sanatın özünün yaşamı aşmak, varolan toplumsal ve kişisel alanın üstüne çıkmak olduğunu düşünmemiz için hiçbir geçerli neden bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal örgütlenmenin belli biçimleri ve özellikle işin kapitalist örgütlenme biçimimin tarihsel maddecilik çerçevesinde çözümlenişi , yabancılaşmamış iş ilişkilerinin tarihsel olarak olanaklı ve özlenen durum olduğu saptamasından hareket etmektedir. Daha iyi, daha insani yaşamanın, özgür ve yaratıcı çalışma koşulları altında söz konusu olabileceğini savlamak, keyfi bir başlangıç yapmaktan başka bir anlam ifade etmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rönesanstan önce Avrupa’da sanat olarak adlandırılan iş türü diğer işçilerle aynı koşullar altında çalışan bireyler tarafından üretilmekteydi. Resim, desen çizimi , mimarlık birer zanaat dalı ; ortaklaşmacı bir çabanın ürünüydü.. Bu zanaat dallarına yeni giren bireylerin yanında usta mimarlar , usta ressamlar, günümüzde olduğu gibi, tekil üreticiler değil, bir sorumluluklar zinciri ile bağlı lonca esnafıydılar. Üretimlerinin ardında bir deha olduğu fikri henüz oluşmamıştı. “yüksek sanat “ “düşük sanat” ayrımı da bu dönemlerde henüz ortaya çıkmış değildi. Bu ayrımın izlerini ancak “dahi sanatçı tasarımı”nın ortaya çıktığı günlere kadar geri götürebilmektedir. Bir resmin yapılışı ile bir mobilya tasarımı ya da bir kenar süsünün yapılışı arasında farklar olduğunu ileri sürmek,(üretim aşamaları açısından ) abesle iştigal etmektedir. Sanatsal çalışmanın benzeri olmayan, aşkın bir süreç olduğu savı, özgül tarihi koşullar içerisinde üretilmiş, yanlış genellemeler sonucu sanatın gerçek doğası olarak kabullenilmiş; geçerliliği olmayan bir tezdir.(Wolff,s. 27.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…Entelektüel ve sanatsal yaratım sosyolojisi kendi konusunu belirlenim süreci ve belirleyen arasındaki bir buluşma noktası ve bir uyum olarak tanımlanabilecek yaratıcı bir tasarı olarak almak zorundadır.” (Bourdieu ,1971,s. 185.) Bourdieu’ nun bu cümlesi , sanatsal etkinliğin belirlenmiş bir etkinlik olduğunu görmemizi sağlamaktadır. Bourdieu’nun ‘kültürel bilinçdışı’ (Bourdieu, s.180.) olarak tanımladığı estetik şifreler ile ideoloji, toplumsal maddi süreçler ve kurumlar arasındaki bağlantıyı temsil etmektedir. Aynı zamanda bu bağlantıyı kuran ve ifade edilmesini kolaylaştıran sanatçının göden kaçırılmaması konusunda ısrar etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatsal işin , yerleşik, belirlenmiş bir üretim olduğu gerçeğinden hareketle üretici/ sanatçı kavramını yerleştirmek için iki ana tezden bahsetmek gerekirse; bunlardan ilki sanatçı/ bireye eserin benzersiz yaratıcısı olarak aşırı vurgu yapmakta olduğundan yanlış sonuçlara neden olmaktadır; çünkü üretim süreci içinde yer alan sayısız çoğulluktaki bireyleri görmezlikten gelme ve üretim sürecini belirleyen farklı toplumsal koşullar ve süreçlere gereken önemi vermemektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültür üreticisi olarak tanımlanan sanatçı sanat sosyolojisi içinde önemli bir yere sahiptir. Böylece sosyolojik çözümleme açısından “eylem” e ya da “yapısal olan” a öncelik verip vermemek bir tercih sorunu olmaktan ya da iradecilik ve belirlenimcilik tartışmaları bir gereksinim olmaktan çıkmaktadır. Halihazırda kimi insanların önermiş oldukları gibi, toplumsal yapılar ve edimin karşılıklı bağımlılığına işaret eden bir model çerçevesinde hareket etmek zorunluluğu doğmaktadır. Büyüklüğü sorgulanamaz; fakat bir şekilde gizemli ve kalıtımsal varlık olarak tanımlanan kültürel ürün (‘sanat eseri’), evrensel aşkın varlık niteliklerini yitirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yerine ekonomik, toplumsal ve ideolojik etmenlerin karmaşık işleyişleri sonucu metnin biçimsel yapısı aracılığıyla etkide bulunan ve varlığını konumu tanımlanmış bireyin özel bir etkinliğine borçlu olan bir olgu haline gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat sosyolojisi , sanatsal üretim etkinliği ve kurumsal belirleyenleri üzerine çalışmalar yapan bir disiplindir. Sanat etkinliğinin geniş anlamda toplumsal süreçler ve kurumlar tarafından nasıl belirlendiği ve biçimlendirildiğini sergiler. Burada ekonomik güçler tarihsel açıdan özellikle önemli belirleyici bir işlev üstlenmiştir Ekonomi ve ideoloji arasında varolan ilişki, sanat ve ideoloji arasında varolan ilişki, sanat ve ideolojinin özerklik derecesi ya da sanat dalının dönüştürücü potansiyeli konusundaki sorular somut bir durumun tarihsellik çerçevesinde çözümlenmesini gerektiren görgül nitelikli sorulardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyolojik çözümleme eserin üretimine katkıda bulunan tüm “düzey” ve etmenleri kapsama yeterliliğinde olmalıdır. Başlangıçta eserin kendisi üzerinde odaklanan mikro düzeyli bir çalışma üretici, estetik şifreler, politik ve toplumsal koşulları kapsama düzeyine yükselecektir; özgül bir dönemin toplumsal yapısının genel niteliklerini tanımlamaktan başlayan kapsamlı bir araştırma sonuçta belirli bir metin ya da resmin ifade ettiği düşünce ve politik yaklaşımlar üzerinde de düşünmek zorunda kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağdaş endüstri toplumları içerisinde, estetik olarak tanımlanan özgül bir toplumsal yaşam alanı olduğu bir gerçektir. “sanat” ve “sanatçı” kavramı yalnız görsel sanatlar için değil aynı zamanda müzik, tiyatro,opera, dans, film ve fotoğraf için de kullanmaktadır. Tüm bunlar kimi etkinlikleri diğerlerinden “işlevsel” etkinliklerle bağlantılarından ayırt eden özgül tarihi gelişmelerin sonuçlarıdırlar. Hangi tarihsel süreçler bu farklılaşmayı üretmiş olursa olsun sanat ve estetiğin belirli nedenleri olan bir alan oluşturduklarını anlamak önemlidir.(Wolff, ss.133-137)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-5300955437921623171?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/5300955437921623171/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=5300955437921623171' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5300955437921623171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5300955437921623171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/12/sanat-ekonomisi-ve-ynetiminin.html' title='Sanat Ekonomisi ve Yönetiminin Gerekliliği Üzerine- 3'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-1840405338631282522</id><published>2008-12-06T13:19:00.000-08:00</published><updated>2008-12-06T13:41:35.128-08:00</updated><title type='text'>telif</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/STrv989B5qI/AAAAAAAAADo/cOl32CMSTow/s1600-h/Copyright_(Simple_English)_Wikibook_header.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5276793761031120546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 175px; CURSOR: hand; HEIGHT: 152px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/STrv989B5qI/AAAAAAAAADo/cOl32CMSTow/s320/Copyright_(Simple_English)_Wikibook_header.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ilginçtir; yurdum insanı oldum olası şu düşünce belasından çekmiştir.çok zeki millet bir olduğumuzdan değil, aksine esaslıca uyanıklığımız bizi düşünceli kılmıştır çoğu kez.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;uğruna şafak sayılan yanı şöyle bir kenarda dursun. yurdum memuruysa, öteden beri hangi fikrin şahsına münhasır olduğunu tartışıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hele hele ilginçtir ki; daha neye patent verilir, marka olma süreci nedir, noter tasdiki ne işe yarar vsvsv bilumum teferreuatı bilmeyen fikir babaları-bkz God Father- düşünlerini ya karaborsada satar ya da karaborsadan satın alır olmuşlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sen ve benim toplamından oluşan yurdum insanının projelerine de-bkz ilgili kanunda proje ve harita her ne hikmetse yakın anlamda görülmekte-, daha telif konusuna bile girmesine lütufta bulunulmamış ikinci sınıf düşünce muamelesi yapılır ordan oraya savuşuturulur durur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aslında neden şaşırdığıma şaşırıyorum. ne de olsa taklit caiz, yaratıcılık haram!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;oysa bilmezler ki; düşünce de üzülür,sıkılır, sevinir..en önemlisi gitti mi bi daha gelmez.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;küstürenler utansın&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-1840405338631282522?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/1840405338631282522/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=1840405338631282522' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1840405338631282522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1840405338631282522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/12/telif.html' title='telif'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/STrv989B5qI/AAAAAAAAADo/cOl32CMSTow/s72-c/Copyright_(Simple_English)_Wikibook_header.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-8839311994451784085</id><published>2008-11-30T10:37:00.001-08:00</published><updated>2008-11-30T10:51:27.757-08:00</updated><title type='text'>...</title><content type='html'>...bazı günler yaşanır ya hayatta, kaldığı yerden devam ettiği mutlulukların. belirsiz bir zamanda.. dünyanın ortasında herhangi bir yerde... başlamış başında bir üç nokta...yaşarsın yaşanmışlıkları ...bir çırpıda enine boyuna...evvel zamandan da öte başlamış bir hikaye alıverir seni içine.kanın canına vardığında yıl geçmiş gibidir, oncacık saat akıp geçmekteyken. zamanın dudak arasına sıkışan o başı üç noktalı gün...olur yıl. ömrün tazelenir.içinde keşfetmenin mutluluğu...bırakırsın kendini hikayeye...&lt;br /&gt;...öyle sever hikaye, öyle hoşnuttur zaman ki; iki elini açıp ve gözünü kapayıp bırakır kendini boşluğa üç noktanın sonsuza duyduğu güven denli..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tüm günlerdeki, gelecek zamanlı üç noktalara..teşekkürler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-8839311994451784085?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/8839311994451784085/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=8839311994451784085' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/8839311994451784085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/8839311994451784085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/blog-post.html' title='...'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-4522281582876197717</id><published>2008-11-28T02:50:00.000-08:00</published><updated>2008-11-28T03:51:46.764-08:00</updated><title type='text'>sanat ekonomisi ve yönetiminin gerekliliği üzerine -2</title><content type='html'>bir malın,bir hizmetin ekonomiye konu olabilmesi için fayda sağlaması gerekmetedir. fayda sağlayan şey ise değerlidir.ama bu durum her koşulda geçerli olmadığından; değer, bu noktada ikiye ayrılır:günlük hayatta kullanılan mal ve hizmetlerin kullanım ve mübadele değeri vardır.malların sağladığı fayda kullanma değerini oluşturken, malların birbirleriyle ne ölçüde değiştirilebileceğini ise mübadele değeri göstermektedir.&lt;br /&gt;genelde,kullanma değeri çok yüksek olmayan malların değerinin yüksek olmayacağı ya da kullanma değeri çok yüksek olan malların değiş tokuş edilmeyeceği, mübadele değerinin düşük olacağı düşünülür. bu düşüncenin doğru olmadığını örneklemek gerekirse; elmas müdabele değeri düşük; ama kullanma değeri yüksek bir maldır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanat eserinin değeri ne şekilde açıklanabilir? kullanım değeriyle birlikte mübadele değeri de mi düşüktür? yoksa mübadele değeri yüksek kullanım değeri mi düşüktür? soruları sanatın üretiminden elde edilen ürün çeşidine göre çoğaltılabilir.&lt;br /&gt;kullanım açısından değerlendiğimizde, bir sanat eseri bazen hizmete, bazen mala bazense ikisine birden karşılıktır. bu bağlamda sanat eseri, tüketicisiyle buluşması açısından çeşitli kategorilere ayrılabilir: toplu tüketim (sinema, tiyatro vb gösteri sanatları,canlı performanslar), bireysel tüketim (resim, heykel..vb plastik sanatlar), açık tüketim (mimari eserler vb büyük yapılarla halka açıklık),seçilmiş kitle tüketimi (özel gösterimler..vb),bireysel tasarruf altında tüketim(sinemaya gitmek yerine filmin dvd sinin izlenmesi), kitlesel tüketim (internet vb kitle iletişim araçlarıyla sağlanan tüketim)&lt;br /&gt;sanat her ne kadar subjektif de olsa, ekonomik açıdan düşünüldüğünde ölçülebilir bir değerinin olması gerekmektedir. çünkü kullanılan her şeyin bireye/topluma sağladığı fayda vardır ve doğal düzen açısından karşılığı da.&lt;br /&gt;sözkonusu durum tüketici açısından bu şekildeyken, sanatın arz cephesinde yer alan girişimci/sanatçının, bir sanat ürünü ortaya çıkarabilmek için kullandığı yeteneği ve kullandığı malzeme onu sermayesidir. sermayesiyle ortaya koyduğu sanat ürünü karşılığında bir kar, ortaya koyduğu emeğin karşılığında da bir ücret beklemektedir.&lt;br /&gt;her toplumda kullanılan sermayenin karşılığı olarak elde edilen karın veya belli bir gayret sarfedilen emeğin ücretinin ortalama bir seviyesi vardır. bütün bu ortalama seviyelerin bir araya gelmesiyle ekonomide tabii fiyat denilen bir yapı oluşmaktadır. Tabii fiyat; bir malın olması gereken fiyatıdır.&lt;br /&gt;ekonomide ayrıca bir de piyasa fiyatı vardır. piyasa fiyatıysa ilgili malın miktarı ve o mala duyulan talepten dolayı ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;normalde tabii fiyat ve piyasa fiyatının birbirine eşit olduğu nokta malın denge fiyatını görtermektedir. piyasa fiyatı tabii fiyatın üzerindeyse, ilgili malın miktarı o malı talep edenlerin sayıdından azdır. eğer mal miktarı, talep edenlerden fazlaysa piyasa fiyatı tabii fiyatın altına düşecektir. bu koşullar altında tabii fiyat ve piyasa fiyatı denge fiyatının etrafında dolaşmaktadır.&lt;br /&gt;söz konusu duruma sanat eserinin fiyatı açısından bakıldığında, günümüzde var olan dolaşım tam anlamıyla bir kaostur. Türkiye açısından, sanat eserinin miktarı az -bu her sanat alanına göre değişir tabii-ve diğer bir açıdan talep azlığı da söz konusudur.&lt;br /&gt;bu noktada "neye sanat eseri denir"in de kesin hatlarla belirlenmesi gerekmektedir ki; ürün açısısından bi değer yakalanabilsin. sanat subjektif olduğu için bu alanda, tarih gibi bilimsel verilerden yararlanılabilir.&lt;br /&gt;bir sanat eserinin gerçek değerini saptamak için, bir ülkede iyi yazılmış, sanat eserleri açısından iyi ayıklanmış,eserler açısından kronoljik sıraya konmuş, korunmuş bir sanat tarihine ihtiyaç vardır. sanat tarihi olması gereken şekliyle yazıldığı zaman, yazılan tarih, genel şartları itibarıyle değerlendirilir; ekonomik, sosyal çözümlemeleri kolaylıkla yapılabilir ve temelden gelen bu yapılanma günümüze kadar uzanır. sanat eseri fiyatının da olması gereken yeri saptanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aksi takdirde, hiçbir sanatsal özellik taşımayan "mal"a ,hizmete-her ne dersen de- pahasız pahalar biçilir ve - en kötüsü -bir marifetmiş gibi ayakta alkışlanırken, gerçek sanat ve sanatçı tabii fiyatın da altında bir tabiilikle ölüp gider..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-4522281582876197717?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/4522281582876197717/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=4522281582876197717' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/4522281582876197717'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/4522281582876197717'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/sanat-ekonomisi-ve-ynetiminin.html' title='sanat ekonomisi ve yönetiminin gerekliliği üzerine -2'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-5745220505067202946</id><published>2008-11-27T13:10:00.000-08:00</published><updated>2008-11-27T13:55:11.117-08:00</updated><title type='text'>o...pu-ya laf yok, sen fahişeden haber ver..</title><content type='html'>bir süredir, yaptığım bir çalışmada bu kelimeyle çok içli dışlı olduğum için üzerine iki kelam edesim geldi.diyeceksin, ne var bunda bildiğin o..pu işte..&lt;br /&gt;yok, öyle değil. aslında gündelik hayatın ağzına sakız olmuş o kelime küfür değil dünyanın en eski mesleklerinden biri.&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5273456001848143666" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 306px; CURSOR: hand; HEIGHT: 250px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SS8USzDPbzI/AAAAAAAAADg/f0UTfBdlqC0/s320/picasso.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;İngilizce fuck kelimesinin örneğin; "fornication under control of the king" söyleminin kısaltılmış hali. vakti zamanında İngiltere nüfusunu kurtaran o..pular aslında neslin devamı için tarihte önemli bir rol oynamışlardır.çok canice gelebilir ama; iktisadi açıdan bir hizmet üretimi, bir beden pazarlayışıdır o..puluk. her iş kolunda olduğu gibi talep edeni, arz edeni -gerekirse- aracısı vardır.piyasa kuralları belli olması açısından o..puluk dobradır.&lt;br /&gt;toplumdaki genel bakış açısı ise-özellikle modern toplumda- aşağılanır , kelimenin önüne ardında bir takım kelimeler konularak çeşitli amaçlarca kullanılır.ama genellikle de karıştırılır fahişelikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında; fahişelik aşağı bir meslektir.&lt;br /&gt;bir işi fahiş fiyata yapmaktan gelir. her alanda,hayatın her köşesinde, her meslek kolunda fahişe bulabilirsin; ama her alanda o....puluk olmaz.fahişe oyunu kurallarına göre oynamaz.&lt;br /&gt;o...puluk nesnel olarak bakıldığında sağlam bir psikoloji gerektirir. atina'dan antik mısır'a değin mesleğin orjinalliğinin ve profesyonelitesinin bozulmaması bundan olsa gerek.&lt;br /&gt;doğuştan gelen bir yetenek, bir dürtü müdür? hiç ,bir o...puyla karşılaşmadım bilmiyorum.bu da bilmediğim bir şey olarak kalsın zaten.(tamam sustum yazıyı karikatürize etmenin alemi yok.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tavsiyem, birine gerçekten sözkonusu amaçla küfretmek istiyorsan fahişe de..ya da deme..irghhh bana ne yahu!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-5745220505067202946?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/5745220505067202946/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=5745220505067202946' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5745220505067202946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5745220505067202946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/opu-ya-laf-yok.html' title='o...pu-ya laf yok, sen fahişeden haber ver..'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SS8USzDPbzI/AAAAAAAAADg/f0UTfBdlqC0/s72-c/picasso.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-2586076341522516751</id><published>2008-11-27T13:07:00.000-08:00</published><updated>2008-11-27T13:10:17.224-08:00</updated><title type='text'>dilek</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;....dilerim çoklaşırız biz de, her seviş halimizle birbirimizde!....&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-2586076341522516751?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/2586076341522516751/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=2586076341522516751' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2586076341522516751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2586076341522516751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/dilek.html' title='dilek'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-6348044183358123851</id><published>2008-11-25T06:16:00.000-08:00</published><updated>2008-11-25T07:11:40.727-08:00</updated><title type='text'>Romeolar Ölmez</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSwRqxTDyNI/AAAAAAAAADY/9bXsQpwDSEY/s1600-h/sevmek__.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5272608690229463250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 234px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSwRqxTDyNI/AAAAAAAAADY/9bXsQpwDSEY/s320/sevmek__.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;bir şeyi tanımlarsın; tanımlarsın, illa ki tanımlarsın. ne kadar tanımlasan da gün gelir en küçük gri hücrelerin dahi anlar tanımlamaya çalıştığın şeydeki o anlatılamaz şeyi.kurduğun cümlelerdeki şey sayısına orantılı bir ...(bak cümlenin sonunu bile getiremiyorum)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ölçme kaygısı anlatımı kolaylaştırmak, kıyaslamak vb türlü amaçlara hizmet eder.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama ölçülemeyen bir teklikmiş, şeymiş sevmek meğer.evet, okuduğun oranda net yandaki cümle. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;sevgi ölçülemez ,paha biçilemez söylemi bir koca ahkam değil. ne derinlik ne çokluk.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aslında çok olduğunu söylemeye çalışmak bile , o hissettiğin; ama kelimelere dökemediğin ruh çözümlenmesini aktarmadan doğan bir aşkla karıştırılası bir yürek taşması.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sevgi, ölçülemeyen; ama illaki betimlenmeye ihtiyaç duyan bir kavram sanırım. ölçülemeyeceği oranda tasvir ihtiyacı duyuyor insan. mana, hayat, ne dense boş yerine. sevmek, yeryüzünde var olan basit ; ama en ciddi eylem. garip bir tezat.zorlamadan yakalanan, bir olmaya sağlamlanış; önemini sevmeyi sana getirenle yaşıyor, kavrıyorsun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sanki her şeyin biraz "gibi" olduğu şu dünyada, sevgiyi de aşkı da gibileştirmek..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;filmlerden, romanlardan öğretilen gibiliğiyle sevgi, sevme biçimi , eğer ki tamamlandığını bulmadıysa insan, bu gibilik genelde ortak imgelere dayanıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"bir Romeo vardır bende benden içeri"&lt;br /&gt;Shakespeare'in ünlü oyun kahramanı Romeo da bu tarz bir aşk imgesi. Romeo, Romeodur,sen onun gibi sevemezsin. ondan az sevebilirsin hatta çok da; ama onun gibi sevemezsin; çünkü sen Romeo değilsin.... Eğer ki Shakespeare: "if you speak love ,speak low..." dediyse bu onun sevmesidir, onun Romeosudur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"benim sevmem benimdir"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sen benim sevgimsin.sen-sevgiyle diğer şeyleri de sevebiliyorum. diyebileceğim tek şey bu!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işte bu denli öz, öznel ve özgül..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;uzun lafı kısası, Romeolar "gibi" olmaya çalışmadıkça ölmez.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;not:teşekkürler, "sen"olduğun için!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-6348044183358123851?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/6348044183358123851/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=6348044183358123851' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/6348044183358123851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/6348044183358123851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/romeolar-lmez.html' title='Romeolar Ölmez'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSwRqxTDyNI/AAAAAAAAADY/9bXsQpwDSEY/s72-c/sevmek__.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-8900312650541842294</id><published>2008-11-25T05:30:00.000-08:00</published><updated>2008-11-25T06:14:50.859-08:00</updated><title type='text'>Modern Babil Efsanesi</title><content type='html'>yolda yürürken aklıma geldi; ne şekilde düşünerek hatırladım bilmiyorum. efsane bu ya insanlar Tanrılarla aynı kata ulaşmak istemiş, bunun için birleşmiş, kralın isteğiyle bir kule yapmışlar.&lt;br /&gt;yüksek bir binaya bakarak bu efsaneyi hatırladım bugün, "modern babil efsanesi" tanımı çıktı zihnimden.&lt;br /&gt;arşa değme arzusu insanlık tarihinin çeşitli basamaklarında birbirine bu kadar paralel değil mi?&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSwHIEJrnCI/AAAAAAAAADI/c5wRtnnBb7A/s1600-h/1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5272597098878704674" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 180px; CURSOR: hand; HEIGHT: 282px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSwHIEJrnCI/AAAAAAAAADI/c5wRtnnBb7A/s320/1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bu konuda p..çlik edeyim azıcık:&lt;br /&gt;Tanrı, ya gitmek istediğin yerde değilse?&lt;br /&gt;önlenemez bir içgüdü sanırım, her dua etmeye kalktığında istemsiz göğü arşınlıyor olması avuç içlerinin.&lt;br /&gt;öte yandan, insandaki yükselme kibri oldu olası başına bela. mega yapılar, güç, statü. itiraf edelim Tanrılaşma eğilimi var cinsimizde. ölümsüz olma, dünyaya kalıcı eserler bırakma isteği de bundan geliyor olabilir.&lt;br /&gt;daha öte yandan, mega yapıların tepesine çıkmaya çalıştıkça demir kafeslere hapsoluyorsun. kendi kibrinde boğulmak bu olsa gerek. soğuk, metal gri şeyler, semboller, her'ler..&lt;br /&gt;daha da öte yandan Tanrı'nın, kendilerini O' nunla eş gören insanlığa uyguladığı yaptırım da çok enteresan. dillerini karıştırmak. 2008 Türkçesiyle iletişimsizlik diyelim.&lt;br /&gt;gerisi mi? anlaşamamazlık, huzursuzluk daha da dahaya ötelenen şeyler ve bireyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bireye inildiğinde resim pek de farklı değil. sen , ben, o aynı dili konuşamıyoruz çoğu kez. ama işte aynı belediye otobüsünde aynı saatte aynı yere varmaya çalışıyoruz. kimi erkenden kalkıp hazırlanmış, kimi üstü başı per perişan kıl payı yetişebilmiş köşedeki durağa..hepsinin gideceği yer belli , inanışa göre tek bir sonda. ee kefenin cebi yok; kuleyi de yanlarında götüremeyeceklerine göre..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne altta kalanın canı çıksın demeli, ne bi dahaki otobüse bin 15 dk sonra gelecek nasılsa, ne de Nuh geçerken gemisine alır seni az bekle demeli..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;efsaneler, efsane olduğu için var...&lt;br /&gt;yolda yürürken yüksek bir binaya bakarak da olsa ;pay çıkarmayı bilmeli!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-8900312650541842294?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/8900312650541842294/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=8900312650541842294' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/8900312650541842294'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/8900312650541842294'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/modern-babil-efsanesi.html' title='Modern Babil Efsanesi'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSwHIEJrnCI/AAAAAAAAADI/c5wRtnnBb7A/s72-c/1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-1481145842282251895</id><published>2008-11-23T15:06:00.000-08:00</published><updated>2008-11-23T16:08:16.353-08:00</updated><title type='text'>sanat ekonomisi ve yönetiminin gerekliliği üzerine -1</title><content type='html'>“Her sanat hareketi, bir toplumsal dönüşümün ürünüdür ve /veya toplumsal hareket sanatsal dönüşümle son bulur.” Önermesi üzerinden gitmek gerekirse; yukarıdaki cümlede yer alan “her” kelimesinin yerini değiştirmekle bile birçok neden-sonuç ilişkisine varılabilir.&lt;br /&gt;Derli toplu düşünmek adına söz konusu önermemi şematize edeyim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5271997183234276706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 241px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSnlgYOJ_WI/AAAAAAAAAC4/XvJ0-EPKFcc/s400/ads%C4%B1z.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Eğer toplumdaki hareket, pozitif etkiye sahipse, toplumsal dönüşüme yol açar. Bu şekilde var olan dönüşüm birey ve sanat katmanına hiçbir aracı olmadan inebilir.Ya da toplum katmanından sanat katmanına, indirgemede birey; söz konusu değişimde anahtar görevi üstlenebilir. Toplumsal dönüşümden etkilenen birey, kendi içerisinde bir değişim sürecinden geçer ve sahip olduğu bu değişim toplum içerisinde koşullara göre homojen ya da heterojen biçimlerde dağılır. Ve bu dağılım diğer bireyleri, diğer bireyler de gelen bu etki sayesinde yaşadıkları dönüşümü, aynı şekilde geri yansıtır.&lt;br /&gt;Söz konusu geri besleme, bireysel dönüşüme yol açtığı kadar sanatsal dönüşüme de yol açmaktadır. Bu durumun oluşması için geçen süreçte sanat tarihinin yazımına katkıda bulanacak veriler ortaya çıkmaktadır.Şematize edilen etkileşim yolu birey-birey-toplum güzergahında mantıklı bir sağlamaya sahipken, sanatsal dönüşümün toplumsal ve bireysel dönüşümüne giden yolda.(şekildeki soru işaretli güzergahlar) bir aksaklık meydana gelmektedir.&lt;br /&gt;Peki aksaklık nerde?Sanatsal dönüşüm neden bireylerin kitlesel bir şekilde dönüşmesine neden olmuyor ve dönüşüm gerçekleştiğinde neden kümülatif bir hal alıyor? Sanat, toplumun tüm parmak uçlarına neden dokunamıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)organizasyon eksikliği&lt;br /&gt;b)ekonomiden yoksun bakış açısı&lt;br /&gt;c)sanatın öznelliği&lt;br /&gt;d)sanatın bireyselliği&lt;br /&gt;e)hiçbiri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal dönüşümün, sanatsal dönüşüme direkt teması sağlandığı takdirde bireyin kitlesel dönüşümünde artış yakalanabilir. Bu durum, iyi bir organizasyon biçimi sorunsalını beraberinde getirir ve sanat yönetiminin gerekliliği de tam da bu noktada doğar.&lt;br /&gt;Yönetilemeyen (yönlendirilemeyen, öngörülemeyen, planlamayan, ölçülemeyen ) her sanat eylemi toplumsal bir kamburdur.&lt;br /&gt;Yönetim deyince, finansman konusu devreye girmektedir. Bu nedenle sanat ekonomisi yukarıdaki şema doğru biçimde kodlandığında; sanatı mantıklı iş kollarına, iş tanımları, uzmanlık alanlarına ayrılabilir ve bu şekilde sanat, endüstriyel bir bakış açısı kazanarak, sağlam temelli iktisadi bir kimlik kazanabilir.&lt;br /&gt;Endüstri kollara ayrılır, sektörler oluşur. Sektörleşme sonucu koşulları iyi bir ortamda artan sanatsal üretimle yakalanan büyümeyse, toplumda arzulanan sanatsal ve akabindeki kültürel kalkınmayı yaratır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;devam edeceğim..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-1481145842282251895?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/1481145842282251895/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=1481145842282251895' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1481145842282251895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1481145842282251895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/her-sanat-hareketi-bir-toplumsal-dnmn.html' title='sanat ekonomisi ve yönetiminin gerekliliği üzerine -1'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSnlgYOJ_WI/AAAAAAAAAC4/XvJ0-EPKFcc/s72-c/ads%C4%B1z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-590055513628701412</id><published>2008-11-23T10:43:00.000-08:00</published><updated>2008-11-23T16:21:28.061-08:00</updated><title type='text'>postmodern bireyin manifestosu</title><content type='html'>ilgilenenler, "modern ne ki postmodern ne diye"soradursun, postmoderni sindirenler "postmodernin de ötesinde" olunduğunu savunadursun, ortada bir neye göre gerçekliği var ki; zaman kara-koşul -kalemiyle sıfır hatalı resimler çiziyor tam da toplumların göbek deliğine&lt;br /&gt;değişen bir şeyler olduğu muhakkak ve tüm bu değişimlere ayak uyduran fanilerin olduğu da.&lt;br /&gt;ki, sözkonusu değişim ve ayak-uyduruş(!) uçucu keskinlikte. yeni bir değişimle buhar oluveren değerler...kafanın karışması doğal o yüzden.yarın uyandığında hiç bir şey eskisi gibi olmayabilir ve sen yeniye adapte olmakta zorlanabilirsin ya da çoktan adapte olmuşsundur da o uyandığın günün sabahı kırıldığın noktadadır.&lt;br /&gt;bu; anlamla ve anlama nerden baktığına göre doğan değişimle ilintili aslında.&lt;br /&gt;biliyorum insanları kategorize etmek tu kaka; ama genellemeler bazen düşünü üçyüzaltmış dereceye çıkarmada yol göstercici olabilir.bu paralellikte kategorize etmek gerekirse; postmodern bireyin manifestosu :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-her koşulda bağımsız olmak&lt;br /&gt;-her türlü otoriteden kaçınmak&lt;br /&gt;-kollektifliğe karşı herhangi bir sadakat yargısı barındırmamak&lt;br /&gt;-irrasyonel olmak&lt;br /&gt;-kişiselliğin üst sınırında bulunmak&lt;br /&gt;-kişisel zevkleri her şeyden önde tutmak&lt;br /&gt;-tükettikçe tüketmek&lt;br /&gt;-kendine ve mesleğine bağlı olmak&lt;br /&gt;-çok sesli olmak&lt;br /&gt;-uyumsuz olmak&lt;br /&gt;-boş vakti boş vakitten saymamak&lt;br /&gt;-mümkün olduğunca proje odaklı çalışmak&lt;br /&gt;-ev merkezci olmak&lt;br /&gt;-sınırsızlık duygusuna sahip olmak&lt;br /&gt;-öngörülemez olmak&lt;br /&gt;-her alanda farkı yakalamak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunlar gözledikçe, yaşadıkça, zaman aktıkça çoğaltılabilir, azaltılabilir ya da alt başlıklara ayrılabilir. aslında bunun altı deşilirse şu "80 sonrası kuşak" çemkirişini haksız çıkarabilecek ,ilgili kuşağın elinde olmayan, bu çemkirişe olanak sağlayan birçok neden bulunabilinir.&lt;br /&gt;kadın dergilerindeki testler gibi yukarıdaki belirtilerden bilmem kaçı sana uyuyorsa sen postmodern bireysin demeyeceğim elbette.&lt;br /&gt;ama merak da ediyorum açıkçası, bunlardan kaçı sana uyuyor ve sen kaç tanesinde gerçekten kendini farkedebiliyorsun?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-590055513628701412?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/590055513628701412/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=590055513628701412' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/590055513628701412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/590055513628701412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/postmodern-bireyin-manifestosu.html' title='postmodern bireyin manifestosu'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-1371137975024940971</id><published>2008-11-21T06:08:00.000-08:00</published><updated>2008-11-21T07:17:25.865-08:00</updated><title type='text'>yersizlik yurtsuzluk üzerine kişisel bir ileti</title><content type='html'>her nereye gidersen git, zihnin; hele ki aitlik eklerin nerdeyse sen ordasındır. gitmek, giden tarafından her zaman haklı gerekçeleri barındıran bir eylem olmuştur. gidene neden gidiyorsun diye sormanın bir mantığı yoktur; eğer gerçekten gitmesi gerekiyorsa.&lt;br /&gt;yer değiştirmek insanı neden tedirgin eder?&lt;br /&gt;ne ile karşılaşacağını bilmediğinden mi, yoksa o soluduğu, içine yılların tanıdıklığının sindiği havaya duyacağı özlemin ayrılık seramonisi gereğinden mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'gitmek zorunda olana dek, gitme eylemi hiç bu kadar ciddi olmamıştı'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insan çoğu zaman yer değiştirmek ister. gitmek bir maceradır, döndüğün noktayı bildiğin sürece.yaşadığın yerden sıkıldığında, yaşamak istediğin yer seni çeker kıyısına; ama bir süre, bir an belki de. cazibe sona erdiğinde kıyı çeker seni kaldırımlarını adım adım tanıdığın.&lt;br /&gt;ama an gelir, toprak sana yetmez, yeşermen için salıverir seni doğaya, koynundan atan anaçlığı çarpar yüzünü yere bu sefer. gitmenin zorundalığı tüm ciddiğiliyle omuzlarındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..tam da bu süreçte tanıdık yüzlerle karşılaşırsın. için ısınır. adımların tebessümle dolar; ta ki gitmen gerektiğini hatırlayana dek. gerisi boğaz düğümlenmesi zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'gitmeyi istemek, bir adım öne çekmek için kendini güzel amaçlar uğruna, hele ki beş vaktinde ömrün, altıncı vakit geldiğinde bir duraksamaya iter kendini; gidince ne olacak adımıyla'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmenin, ilerlemenin yollarını ararsın çoğu kez. ama gitmek yalnız gitmenin kendisi istediğinde gerçekleşir. sen yanlızca sezersin. gitmek; öncesinde hissedilebilir bir süreçtir eğer gerçekten olması gerekiyorsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün ilk defa kendimi yersiz yurtsuz hissettim.&lt;br /&gt;güneşli bir sonbahar günü, şehrin lodosuna inat her şey ağır çekimdi sanki. kalabalıklar içinden sıyrılarak doğduğumdan beri yaptığım şeyi yaptım aslında, işlek caddenin kıvrımındaki mahalleme girdim ve evime doğru ilerlerdim. garip bir huzur vardı içimde, sokaklarında yürürken hep hissettiğim ama bugün kelimelere dökebildiğim bir güven, iç ılıması.&lt;br /&gt;evimi gördüm uzaktan, ilk defa bu denli uzak ve nesneldi. derken annem belirdi kapıda.&lt;br /&gt;içime bir şimdinin özlemi doldu aniden. o vakit anladım ki yaşamın bana sunduğu gitme vakti gelmiş.insan, anca yeni başlangıçlarda bunun ayırdına varabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSbPCvbsaHI/AAAAAAAAACY/_t5p1AbY9tc/s1600-h/kz_ocuu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5271128059883055218" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 307px; CURSOR: hand; HEIGHT: 252px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSbPCvbsaHI/AAAAAAAAACY/_t5p1AbY9tc/s400/kz_ocuu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'gittiğim yerde sen olacağın için mutluyum'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatın doğru başlangıçları kendiliğinden çıkageliyor.&lt;br /&gt;senle bir ömür!&lt;br /&gt;bu umut ve heyecan hayata karşı cesaretim&lt;br /&gt;artıyor.&lt;br /&gt;hedeflerim, hayallerim ve yine sen, hep seninle..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık neyin farkındayım biliyor musun? insan sevdikleriyle beraber gidince yol almış oluyor. işte o zaman tüm yersizlik yurtsuzluğundan kurtulmuş , görünmezliği sona ermiş bir birey oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı kimseyi yersiz yurtsuz bırakmasın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teşekkürler size, en çok da sana..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-1371137975024940971?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/1371137975024940971/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=1371137975024940971' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1371137975024940971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/1371137975024940971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/yersizlik-yurtsuzluk-zerine-kiisel-bir.html' title='yersizlik yurtsuzluk üzerine kişisel bir ileti'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSbPCvbsaHI/AAAAAAAAACY/_t5p1AbY9tc/s72-c/kz_ocuu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-2040872551845154861</id><published>2008-11-19T08:21:00.000-08:00</published><updated>2008-11-19T10:08:32.173-08:00</updated><title type='text'>İsveç Usulü Pazarlama: ABBA</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSRRb-M_3-I/AAAAAAAAACQ/qPDlVDNcKaw/s1600-h/ABBA.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270427004926156770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 286px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSRRb-M_3-I/AAAAAAAAACQ/qPDlVDNcKaw/s400/ABBA.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;pazarlama, bir işletmenin ana dört fonksiyonundan biri. İşletme denilen yapıysa mal ve hizmet üretir. İşletme de girişimcinin çabalarıyla oluşur. Girişimci bireydir, girişimci kişilerdir.&lt;br /&gt;peki bunu bir ulus, devlet yapabilir mi? işletme perspektifinden bir ülkenin marka bilinirliği sürekli zinde tutulabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;devlet/ulus ne denli böyle bir gereksinime ihtiyaç duyar ya da kafa yorar. yorsa da başarılı olabilir mi?&lt;br /&gt;evet..ABBA , tam da az evvel belirttiğim şeye karşılık geliyor. Eurovision la dünya müzik piyasasına giren grup başarılı bir İsveç pazarlama stratejisi ürünü.&lt;br /&gt;grubun yarışmayla yakaladığı ün ve başarı ,strateji gereği doğru yan ürünlerle birleşerek marka bilinirliğini zinde tutmayı başardı ve İsveç sahip olduğu bu markayı ısıtıp ısıtıp-üstelik ısıttığını farkettirmeden- tekrar önümüze getirmeye devam ediyor-görünen o ki edecek de-&lt;br /&gt;bunu yermek için söylemiyorum aksine, söz konusunu durumu başarılı buluyorum.&lt;br /&gt;grubun, diğer müzik adamlarının düştüğü hatalara düşmemesi -kulise tek bir magazincinin bile girmemesi vb-tesadüfi değil.&lt;br /&gt;grup dağıldığı halde hala yan ürünleriyle talebin uyandırılması ve talebin bunun kuşaklara yayılarak derinleştirilmesi, İsveç usulü -eğlence ve hizmet -pazarlamanın ne denli vizyon sahibi olduğunun göstergesi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kanıt mı?&lt;br /&gt;hani şu pazarlamanın meşhur dört "p" si var ya, ABBA konusunda bunu çok iyi yöneten İsveçliler , Mama Mia müzikaliyle yurdum insanından 2/3 kuşağı aynı toplu seyir alanlarında bir araya getirerek kanıtladılar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne İsveç hayranıyım, ne ABBA promosyonu yapmak için bir komisyon alıyorum ne de pazarlama konusunda kafa şişirmeye niyetim var. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama doğruya doğru; söz konusu gruba ve ülkeye salt sarışın mavi gözlü ecnebiler topluluğu olarak bakmaz da bir marka ve yönetimi açısından bakarsan hala Yunanlılarla baklava börek çekişmesi yapan esmer insanlar topluluğunu bir adım öne çekmiş olur, ondan da öte bir öne doğru bir adım atmış olursun.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pazarlık yapmayı seven bir ırk için, Türk usulü pazarlama nasıl olur deme. olur mu; olur..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-2040872551845154861?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/2040872551845154861/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=2040872551845154861' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2040872551845154861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2040872551845154861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/isve-usul-pazarlama-abba.html' title='İsveç Usulü Pazarlama: ABBA'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SSRRb-M_3-I/AAAAAAAAACQ/qPDlVDNcKaw/s72-c/ABBA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-4360612241984687780</id><published>2008-11-15T09:37:00.000-08:00</published><updated>2008-11-15T11:26:12.952-08:00</updated><title type='text'>gerginliğe gerek yok!</title><content type='html'>dram deyince akla gelenle, gerilim-takibindeki-çatışmayla sezilen şey aynı esasında.&lt;br /&gt;güzide dilimizde dram -ortalama- iki anlama geliyor. birincisi, günlük hayatın içerisinde gerek filmlerde izlediğimiz gerek başa gelen bizi salya sümük eden durumlar-ki buraya yazdığıma bakma verdiğim örnek yanlış, dram sadaece yüzümüzü ekşitmez aynı zamanda gülümsetir de, hayat gibi işte- , ikincisi ve esas değinmek istediğim İngilizlerin "drama" sı , yani "to act "dedikleri şey, daha da kökenine inersek Yunanlıların "dramenon" u. velhasıl dram/drama yapmak ,etmek , -sahne için bir dil yakalamak istiyorsak -oynamak demek.&lt;br /&gt;işte bu açıdan dram aslında günlük hayattan pek de kalın çizgilerle ayrılmış değil. hatta sahnede yaratılan şey-bir hareket , bir oluş her neyse- hayatın içerisinde hissettiklerinin yalınlaştırılmış hali.&lt;br /&gt;her şey çatışmalardan ibaret ve çatışmaları yaratan da gerilimler. "to act " olarak izlediğin her şey aslında karşıtlıkların tırmanışları. izlenebilir olmanın yegane koşulu bu çünkü. sokakta elele yürüyen bir çifte durup bakmazsın; ama o çift yol ortasında durup kavga ediyorsa, çiftin etrafında oluşan seyirci çemberindeki locaya yerleşirsin.sahnede bize karmaşık gelen , büyüsüne kapıldığımızı sandığımız şey aslında basit bir çatışma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dramatik olan her yapıda karşıtlık vardır. karakterler karşıttır, durumlar karşıttır..vs. bunların yarattığı gerilim, ortamın tansiyonunu ayarlar ve gerilim tırmanır , tırmanır ve en sonunda o çatışma noktası yakalanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun tersi hayatta da mümkün , hatta aynı. "bugün çok gerginim " kelimesini elbette kullanmışsındır. seni gergin yapan şey içinde bulunduğun durumun sana hissettirdiklerinden öte, koşulların seninle çatışmasıdır aslında ve o bahsini kurduğumuz doruk noktasını-çatışma- yaşadığın anda kendini bitkin, yıpranmış hissedersin. çatışma esnasında yaşadığın duygusal orgazmın sonucudur seni bu cümleyi söylemeye sevk eden şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu açıdan, dram hayatın her aşamasında var. çünkü gerilim, çatışma, ve en önemlisi yapmak eylemi yadsınamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ee ben neden para verip tiyatroya gidiyorum? "sorusu gelmesin aklına. çünkü sahnede izlenebilir kılınan edinim, duygu, durum her neyse öncelikle uzunca bir gevşeme evresinden geçirilmiş ve sözkonusu izlenebilirliği çatışmaya taşıyan gerilim öğeleri uzunca bir işleme sürecinden- prova - geçirilmiştir. izleyene sadece bu gerilimleri yüklenmek kalır ve işte izlerken sahici kılınan nokta da seyircinin doruk noktasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat içerisinde çok gerginsin aslında. çünkü karşıtlıklar her yerde. sen bir şey yapmasan bile üzerindeki baskılar ve yönelişler bedeninde ve zihninde yeterince ağırlık yapıyor zaten.&lt;br /&gt;bunu iletişime döktüğün anda rahatlıyor ya da daha da geriliyorsun.bu günlük yaşamda "içimdekileri söyledim oh be" ye karşılık biraz da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerilim diyince aklına illa vurdu-kırdı, kavga-gürültü gelmesin. her eylemin bir gerilim noktası vardır. bahsini etmeye çalıştığım şey elastikiyet, yüksek voltaj değil. insanı bir eyleme götüren yönelişler kastım.&lt;br /&gt;evde yalnızım ve susadım ..hiç konuşmadan buzdolabının kapağını açmaya gitmem gibi. eğer çok susadıysam hızlı adımlarla buzdolabına doğru yönelirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu durum illa bedensel de gerçekleşmeyebilir. "ah tam da seni düşüyordum , nasıl anladın da aradın" lafı boşuna değildir. düşüncenle yöneldiğin şeyle aranda bir iletişim kurabilirsin. telepati her kula nasip olmadığından bu yolla iletişim kurmak ve derdini anlatamamak gerilime neden oluyor. işte dil bu noktada doğuyor.&lt;br /&gt;bu durum içten dışa olduğu, dıştan içe de gerçekleşiyor. dışarıdan maruz kaldığın yönelişler, iletişimsizlik halinde bir baskı oluşturuyor. sırtının , boynunun ağrıması bu yüzden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;baskılar gerilime, gerilim de kasılmalara neden oluyor. bu zincirleme etki hayatın içinde kendini tamamlayıp duruyor. spor bu yüzden rahatlatıcı en yalın örnek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte sahneye koyucu da günlük hayatın içindeki bu kaskatı kesilmiş seni beni alıyor, yılların birikintisi olan zihin ve beden geriliminden arındırıyor ve dramatik metnin gerekliliğindeki gerilim ve çatışmayı işliyor. sahici kıldığı noktada da izleyen kendisiyle özdeşleştiriyor.bu yüzden "tiyatro hayatın aynasıdır" denilen klişe esasında sağlam bir temele dayanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biliyorum, hayat keşmekeşi için bir teferruat. ama belki üzerindeki baskıyı bir nebze azaltabilir. biliyorum kolay değil hayat , hele ki çatışmalar üzerine kuruluysa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dram dediğin de hayat dediğin de temelinde insan nihayetinde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hissetmek gerek!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-4360612241984687780?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/4360612241984687780/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=4360612241984687780' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/4360612241984687780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/4360612241984687780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/gerginlie-gerek-yok.html' title='gerginliğe gerek yok!'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-5186173402504433234</id><published>2008-11-13T03:45:00.000-08:00</published><updated>2008-11-15T11:19:24.543-08:00</updated><title type='text'>laissez faire, laissez passer !</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SRweNouh-rI/AAAAAAAAACI/W89-PweZB4c/s1600-h/money+love.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5268118883736353458" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 186px; CURSOR: hand; HEIGHT: 146px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SRweNouh-rI/AAAAAAAAACI/W89-PweZB4c/s320/money+love.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;fizyokratların bu meşhur sözü, -dilimizce meali -"bırakınız yapsınlar , bırakınız geçsinler! " i tarih boyunca önemli , önemsiz- tarihe/sosyal bilimlere bir şeyler katabilmesi açısından kategorize ettim ; ki herkes önemlidir- bir çok zat tarafından zikredilmiş; söylemin işlevini bilen ,bilmeyen her kim varsa kullanmış, amacı doğrultusunda araçsallaştırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ahkam kesmeye gerek yok. bilenler bilir; ama her ne hikmetse bilmeyenler tarafından fazlaca -sağ, sol, orta , doğu , batı , kuzey, güney farketmez- daha çok kullanılmış. hele ki ideolojilerin ve izmlerin peşinden körü körüne gidenler-izmleri oldum olası paketlenmiş promosyon ürünlerine benzetirim- her çıkmaz sokağa daldıklarında ya da eleştirme güdüleri şahlandığında, savundukları "izm"in kavram farklarını bile bilmezken- komünizmle sosyalizm farkını bilmeyenler için sözüm meclisten dışarı- şu tarihin akşını değiştiren söze bir hicivdir yapar olmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kriz var..evet kriz..bu yurdum insanının uzuv olarak benimsediği bir şey zaten. var da neden?&lt;br /&gt;ya da illa kapitalci sisteme yüklenmek, ilkelere ana avrat sövmek gerekmez. bize liberal dünyanın kapılarını açan o söz olmasaydı , bugün hepimiz kendi sınırlarımızda altın biriktiriyor ve oraya şuraya burayı eşeleyip altınlarımızı gömülüyor olurduk. asıl krizi sen o zaman gör!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tüketim , insanın doğasında olan önlememez bir güdüden, ihtiyaç sonsuzluğundan ileri gelir. ee doğada da hep bana , hep bana olmadığından! gün gelir her kapalı sistem çöker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama eğer ki o kapalı kapıları açacak ilkeleri varsa söz konusu sistemin yoluna kabuk değiştirerek devam eder.&lt;br /&gt;bu bakımdan, alternatif sistemciler sevinmesin. Marx ın -belki de- biz fanilere en büyük armağını olan diyalektik -diyalektiği sistemlerde uygulamak- yeni sentezler yaratacak ve gelecek de bir gün gelecek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fütüristler bir yanda malum krizi 65 yıl önce öngörmenin mutluluğunu süredursun, işssizliğin de bir iş olacağı fikirlerine hak veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani her fırsatta kapitalizme ve sömürgeci yanına sövüyoruz ya; tüketim toplumu , tüketim toplumu diye eleştiryoruz ,parmak gösterip birbirmizi rencide ediyoruz. bunu en azından sen yapma. aradaki farkı bil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet biz köküne kadar tüketim toplumuyuz. bunda tu kaka bişey yok.uzmanlar bas bas bağırıyor "tüketimi arttırmak için bla bla.." diye. çünkü içinde bulunduğumuz dünyada iki gerçek var. üretemiyorsan tüketeceksin! ayakta kalmanın yegane yolu bu. ee biz de montaj -sanayii- ve taklit geni taşıyan bir ırk olduğumuza göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gıcık olduğum nokta , söylemlerin , ilkelerin yaşandığı , söylendiği , düşünüldüğü zamanın gerçekliğine göre değerlendirilmemesi. eğer bir sistemin temeli 16. yüzyıla dayanıyorsa, eleştirmeden önce bir durup düşünmek , koşulları göz önünde bulundurmak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haa öte yandan kavramları sömürmemeli. tamam liberallik de b..nu çıkarmadan.&lt;br /&gt;ama gel gör ki o da ayrı bi tartışılası konu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapitalizim artık bir dünya görüşü daha doğrusu din görüşü haline geldi. biliyorum sen de kot giyiyorsun, convers in ne demek olduğunu gençlik için ne ifade ettiğini biliyorsun, bir kez de olsa o sürekli alışveriş yapmak istediğin pahalı markanın bi ürünü evine girmiş.&lt;br /&gt;belki de bir virüs. ama enjekte edilmiş hem de her yer, soluk almak istesen havada var, uyusan düş görüyorsun, adımını atsan yerdeki taşa bile reklam koymuş el oğlu..&lt;br /&gt;iki ucu b..lu değnek anlayacağın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nasıl mutlu olmak istiyorsan öyle yaşa; ama unutma kapitalizm ölmedi. bırakmalı ki yapsınlar, bırakmalı ki geçsinler. zaten bir süre sonra yorulup düşecekler , yollarını değiştirecekler ve doğal düzen kazanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yorulduğuna değmez..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-5186173402504433234?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/5186173402504433234/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=5186173402504433234' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5186173402504433234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/5186173402504433234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/laissez-faire-laissez-passer.html' title='laissez faire, laissez passer !'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SRweNouh-rI/AAAAAAAAACI/W89-PweZB4c/s72-c/money+love.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1085315993935470208.post-2012753658325713557</id><published>2008-11-12T13:44:00.000-08:00</published><updated>2008-11-12T14:16:44.874-08:00</updated><title type='text'>saçmanın yapamayacağı şey yok!</title><content type='html'>onca şey..hatta onlarca!herkes düşünüyor, konuşuyor , yazıyor, söylüyor, söyleniyor. peki ; ama hangisi farklı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkes mi? her biri mi? yoksa ne kimse ne de hiç mi? doğru ya da yanlış bazen bir şeyler söylemek ille de söylemek (ister ya insan!)...&lt;br /&gt;......&lt;br /&gt;neden çok, sebep tek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlatma arzusu.işte sıkıcı girizgahların sebebi de bu değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dil dediği nedir ki; insanın diline dolanmaktan başka. hep anlatmak ister, daha doğrusu anlaşılmak. işte bu yüzden ki ;"anladığımda" seviniyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..... &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SRtTX822vVI/AAAAAAAAAB8/14PkWdgr-Fs/s1600-h/agiz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5267895860078230866" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 304px; CURSOR: hand; HEIGHT: 209px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SRtTX822vVI/AAAAAAAAAB8/14PkWdgr-Fs/s320/agiz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soru: ee anlıyoruz da ne oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cevap: söylüyorlar ya ondan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soru: ee peki bizi anlasalar ne olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cevap:kime laf anlatıyorum ki ben!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saçma..evet okunuduğu gibi; kelimenin akıldaki ilk izdüşümü , zorlamasız olağanlığıyla saçma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birileri bişeyler söylüyor , yazıyor ve her nedense birileri dinlemek , okumak ,anlamak zorunda..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir şeyler sürekli hareket halindeyken , tüm olup bitene ayak uyudurabilen yegane şey saçma; ki o da üzerine düşüldüğünde , ortaya çıkan bütünüyle düşünsel bi egzama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her nedense böyle ! fazla kurcalamadan salon salomanjeye yayılmalı ve saçmanın tadını çıkarmalı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1085315993935470208-2012753658325713557?l=salonsalomanje.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/feeds/2012753658325713557/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1085315993935470208&amp;postID=2012753658325713557' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2012753658325713557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1085315993935470208/posts/default/2012753658325713557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://salonsalomanje.blogspot.com/2008/11/samann-yapamayaca-ey-yok.html' title='saçmanın yapamayacağı şey yok!'/><author><name>pudra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00696832001504233775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/TNCHUjv1QMI/AAAAAAAAAG8/INxaBp_Rd8o/S220/DSC_4645.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HyXLUNgX4Pg/SRtTX822vVI/AAAAAAAAAB8/14PkWdgr-Fs/s72-c/agiz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
