Monday, December 6, 2010

Beyoğu'ndan Vakko'ya kültür ürünü çikolata


bir Beyoğlu aşığısınız ya da İstiklal Caddesi'nde ilk defa yürüyenlerdensiniz...görmüşsünüzdür folyo kağıtlara sarılı el yapımı çikolataların köşe başlarında satıldığını..folyoların üstünde logo yoktur; adı vardır sadece bu çikolataların.ne dede yadigarıdır ne de o sokağa özgü bir bileşenle yapılır. eğer çikolata yapmanın püf noktalarını biliyorsanız çikolata üzerine evinizde daha üstün lezzetler tutturma şansınız da olasıdır..

bir kültür ürünü müdür? tartışılır. Beyoğlu kültürü diye bir şeyden söz edilebilirse sayılır da..ama hangi kültürel motifleri taşır orası belirsiz. bir pazarlama ürünü müdür; o da tartışılır. evvel zaman içinde rekabetin getirdiği bir köşe kapma stratejisine sahip olduğu bir gerçek..başarılı bir satış örneği ama.


siz hiç Beyoğlu çikolatası satın alırken neden Beyoğlu çikolatası satın alıyorum diye düşündünüz mü? üstelik herhangi bir perakende zincirinde daha ucuzunu ve lezzetlisini bulabilme ihtimaliniz de varken...

söz konusu çikolatayı bu sıradışı alma isteği belki de mekana ait birşeye sahip olma içgüdüsünden de ibaret olabilir... öyle ya da böyle Meşhur Beyoğlu çikolatasıdır onun adı. İstanbullu lar kişisel tarihleriyle özdeşleştirirler, turistler yöreseler bir tat deneyimlerler; derken dilden dile dolaşır..doğal bir pazarlama mekanizması vardır. markalaşma süreci kültürün endüstrileştirici gücüyle harmanlanmış günümüze kadar ulaşmıştır..

öte yandan özenle üzerine logoları basılmış, iletişimi gün be gün daha güçlendirilen Vakko çikolatasını düşünün. geçen gün arkadaşımla radyoda reklamını duyduğumuzda ikimizde aynı soruyu sorduk birbirimize ? bir insan neden Vakko çikolata alır? malum moda sektöründe kendini kanıtlamış bir marka, müdavimlerine özel günlerde promosyon ürünü vermek yerine üzerlerine logosunu bastığı çikolatalar-yabancı olduğu bir sektörde- satsın? üstelik bedava ekonomilerin iliğimize işlediği bu dönemde..





işte iki uç örnek: bir yanda vizyon sahibi bir firma; stratejik bir şekilde devam ediyor; öte yanda neredeyse yarıkamusal bir ürün-kültür ürünü- satış grafiklerini karşılaştırdığımızda gelir açısından sonuç nasıl olurdu çok merak ettim şimdi..bu aynı pazarda elmasla su satmaya benziyor biraz..

ortak noktaları mı ? tabikii kültür..Vakko 'nun yaygınlaştırmaya ihtiyacı var mı çikolatalarını hi sanmıyorum. Beyoğlu çikolatasının ise hergün 100 lerce potansiyel alıcısı var. Beyoğlu ndan öteye geçmek ister mi onu da sanmam.

aynı ortak paydada birleşen bu iki uç örnek kültür ürünü diye adlandırdığımız şeyin aslında ne kadar göreceli bir kavram olduğunu gösteriyor..Vakko'nun sattığı şey makro ölçekte baktığımızda aslında bir kültür ürünü..Aslında Vakko moda ile gastronomiyi birleştirerek dahice birşey yapıyor bu noktada..kendisi farkında mı bilmiyorum; kültür endüstrilerinin birer parçaları olarak kabul ettiğimiz bu iki alan birbirinden beslendiği takdirde yaratıcı her iki sektör de alanını genişletebilir..

bu konuyla ilgili tüketici davranışlarını vs bırakalım pazarlamacılar yorumlasın. bu iki örneğin verdiği sektörel ilham aslında benim dikkatimi çeken...kültür endüstrilerinde ayrı sektörler birbirleriyle etkileşim haline girdiklerinde teknoloji veri olarak kullanılmasa bile sektörel iyileşme yaşanabilir.

Sunday, July 18, 2010

bug


Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler. (F.Schiller)

Monday, June 21, 2010

kendi kendine iletişebilmek

garip..

o denli saçma..aslında dolduğu kadar boş..ifade biçimlerinin içindeki giz belki de gizlendiği...
bir nefes..nefes alacağını önceden bilerek nefsini söndürmek..
bir kadere yöne vermek..doğmamışlığa..
içine bakmak derken...neye benzeyeceğini merak etmek..ama o hep aklındaki sureti; ilk resmi..resm-i bir ifade biçimi olsaydı yaşamaktı adı...
ama ince kıvrımlı yolun ucunda..nihayetinde toprağa karışan sıvı..

kendi kendine itişebilmekten öte...sözcükler havaya!

x:o'lsaydı ne güzel o'lurdu kendi renginde kendi kendinde doğan...


Monday, March 15, 2010

sessiz de iletişebilmek

bir derdin varsa anlatmak istersin; ziyadesiyle de anlaşılmak. çok bağırman gerekmez aslında..yerkürenin onca sesle dolmasina inat sessiz kalirsin. sinmek değil..derdin olan şeyi vızır vızır algıyı santim santim fethetme arzusunda olan kuşaklar arasında sessiz kalarak dan diye yüzüne çarpmak kitlelerin..

biz şöyle yaptık, biz böyle büyüyüğüz değil kurumların iletişebilmesindeki amaç.bunu kavrayabilseler gerçekten vicdan damarlarına dokunabilecekler toplumun.o çok arzu edilen sosyal sorumluluk uyaranları uyanacak güzellik uykusundan.

medyacı ya da reklamcı değilim doğru mesajı doğru kitleye ulaştırmak gibi ahkamlar kesmek haddim değil..ama -eğer adam olmayı başarabilirsem -kurumsal iletişim uzmanı diyecekler ileride bana..

bir çeşit kurum anneliği aslında..kurumun kişiliğini kuşanmak ve onun adımlarına güven katmak, tahtaya boyu yetişemiyorsa ayağının altına yükselti koymak, papyonunu düzeltmek, saçını taramak, bazen masallar anlatmak, kamusal alanda veliliğini yapmak...ama her şeyden önce asıl derdini iyi kavramak..ve onu en farklı şekilde temsil etmek..

bazen hiçbir şey söylemese de aslında çok şey anlatmak..Şekerbank'ın yeni imaj filmi tam da bu amaca hizmet ediyor..Bilenler bilir filmin yönetmeni Levent Semerci, kendi sinema filmi Nefes 'te de kaliteli bir iş çıkarmıştı ortaya..Sıradaki adımı dört gözle bekleniyor..

Fazla söze ne hacet:

http://www.youtube.com/watch?v=Q9ceAppZ7jg

Künye:

Reklamveren : Şekerbank

Reklamveren yetkilisi : Aybala Şimşek

Reklam ajansı : Concept

Müşteri ilişkileri : Hande Akın, Gülin Erdoğan, Zeynep Kahvecioğlu

Kreatif direktörler : Kerem Özkut, Kerem Altuntaş

Yaratıcı Grup : Kadir Özdemir, Emre Kuzuoğlu, Sertaç Çiçek

Prodüksiyon Şirketi : Creavidi

Yönetmen : Levent Semerci

Müzik : Fırat Yükselir

Seslendirme sanatçısı : Cüneyt Türel

Medya Ajansı : Universal Mccann

Müşteri İlişkiler : Çağrı Balban, Birnur Özgül, Ali Yankın, Serdar Demir

PR Ajansı : Karakaş

Sunday, January 17, 2010

Küresel Kent ve İstanbul




Günümüzün şehrini çözümlemek için küreselleşme süreçleri yol gösterici olurken, küreselleşme süreçlerini tanımlayabilmek içinde şehre, şehirlerin mekaniğine bakmak gerekmektedir. Sassen ortaya attığı “küresel kent” kavramı söz konusu bakış açısını ortaya koymaktadır. Küreselleşme bağlamında kentlerin ve insanların ne düşünmesi gerektiğini anlatmaktadır. Sassen’e göre bir şehir “yeterli kritik büyüklüğe ulaşması halinde, diğer ülkelerin benzer büyüklükteki kompleks şehirleriyle, kendi ülkelerininkilerden daha çok paylaşım içine girmektedir.” (Sassen, 2000) Ona göre, küreselleşmenin çözümü oldukça zor ve tamamiyle karikatürize edilmiş bir süreçtir. Küresel kent bağlamında ele aldığı sonuçlar, büyük kentlerdeki mega alışveriş merkezleri ya da uluslar arası markaların yayılması üzerinden değil, göç ve toplumsal doku üzerine şekillenmiştir. Sassen’e göre, küreselleşme yeni yapıların ortaya çıkmasına neden olurken, diğer bir yandan kent ve yerel arasındaki farklılıkların da oluşmasına neden olmaktadır. Söz konusu durum, telekomünikasyon düzeyinde dünyayı küçültürken, yerelliği güçlendiren internet tekonolojisi ile desteklenmektedir. Bu noktadan hareketle, küresel kentler kendi kentlerinden ayrı bir biçimde sahneye çıkmakta ve yeni politik alanın internet aracılığıyla parçalanan sosyal yapının bir göstergesidir. Küresel ticari akışın, ulusları birbirine yakınlaştırdığı gerçeğinin, görünmeyen kısmında, internet sayesinde –ticaret akışı dolayısıyla önemsizleşen grupların- küresel iletişim olanakları artmaktadır. Söz konusu durum sosyal ve politik ölçekte, yeni teknolojiler aracılııyla dünyanın küçülmesine değil, aksine daha da karmaşık hale gelmesine neden olmaktadır.

Tam da bu noktada Sassen’in şu görüşünden bahsetmek mümkündür: “Kentte olup bitenler yalnızca yerel ilgiye yönelik değildir. Aynı zamanda toplumun evrimine dair önemli ipuçlarını da içerisinde barındırır. “ (Sassen, 2000) Bu bağlamda söylenebilir ki; kentler sadece nüfus yoğunluğunu kapsayan yerler olmaktan öte, bulunduğu ülkenin geri kalanını da etkileyen yapılardır. Bir kentin büyümesi , bulunduğu bölge ya da ülkeyi de değiştirmektedir. Bu durum kentsel problemler ya da fırsatlar üzerine düşünmeyi daha da önemli hale getirmektedir. Bu bağlamda küresel köy kavramının anlatmak istediğinden tersi bir anlam ortaya çıkamaktadır. Sassen’e göre küreselleşmenin gelecekteki aktörlerinin sadece kentler olmayacak ve süreç küresel şehirlerce yönetilecektir. Söz konusu durum, küresel şehirlerin rekabetine neden olmaktadır. Bu noktada, birbirine rakip ve birbirini zorlayan kentlerin gelişim süreçlerinde temel unsulardan birisi” kentlere doğru ve kentlerin içinden akan sermaye ve insandır.” (Sassen, 2009) Söz konusu durumu bir küresel kent olan İstanbul’da gözlemlemek mümkündür.

Günümüzde İstanbul’un, dünyanın doğui batı, kuzey güney akslarına ulaşan , kentsel hareketliliğin dinamizini taşıyan bir kavşak olduğu gözlemlenmektedir. Belli bir mesafeden bakılınca, İstanbul, uçsuz bucaksız ve çok çeşitli hareketliliklerin yeteneğine sahip değişmez kavşağıdır. Sassen’e göre, “çok farklı tarihler ve coğrafyalar içinde bu türden yetenekleri geliştirme becerisi, İstanbul’un derin tarihinin bir özelliğidir.” (Sassen, 2009) Söz konusu durumu öne çıkarakan eğilimlerden biri sermaye akışı ile ilgilidir. Dünya ticareti açısından değerlendirildiğinde Doğu’ya ve Batı’ya uzanan sermaye akış haritasının tam ortasında yer almaktadır. İstanbul’un kentsel dinamiğinin eğilimini gösteren diğer bir durum ise insanların akışkanlığıyla ilgilidir. Avrupa ve Asya arasında gözlemlenen karşılıklı hareketlilik, İstanbul’a göz eden insanların çeşitliliği, farklı kültürlerin bölgeye eklemlenmesi ve söz konusu hareketliliğin artışı geçmiş akışın merkezi içeriği göz önünde bulundurulduğunda bir soruna yol açmaktadır.
Öte yandan küresel ölçekte değerlendirildiğinde, küresel sermaye İstanbul’u, sermaye hareketliliği kavşağı olarak belirlemektedir. Söz konusu bu hareketlilik Sassen’e göre “İstanbul’un gelişme kapasitesini yönlendirmiş, imalat, finans ve hizmet sektörlerini değiştirmiş, kenti artık insan sermayesini ve her tür yeniliği çeken bir mıknatısa dönüştürmüştür.” (Sassen, 2009) İstanbul’un yarattığı bu cazibeli çekim, uluslar arası şirketler için merkezileşme arayışı açısından görmezden gelinmeyecek bir fırsat niteliğindedir. Bununla birlikte , insanların akışı ve hareketliliğiyle taşıdıkları bilgi ve becerileri, yenilik ve kültürü de taşımaktadır. Bu noktada , İstanbul’a göç eden insanlar yerel ve küresel kodlarla kendilerini şehre eklemlemektedir. Söz konusu bu durum, günümüz İstanbul’unun şehir dokusunu, jeopolitiğini ve kültürünü şekillendirmektedir.

İstanbul’un kentsel açıdan biçimlenmesine neden olan geçici bir unsur da kısa süreli yolculuklarla ortaya çıkan kültürel kesişmenin yarattığı etkidir. Turizm vasıstasıyla, insanların öznel tarihlerini ve kültürlerini taşımaları, İstanbul’un kozmopolit yapısını beslemektedir. Öte yandan son zamanlarda İstanbul’un politika alışverişi merkezi haline geldiği gözlemlenmektedir. Sassen’e göre bu durum “İstanbul’un değişik ekonomik ve jeopolitik coğrafyaların kavşak noktası olarak üstlendiği stratejik rolden” (Sassen,2009) kaynaklanmaktadır.

Özetle söylenebilir ki kentler arası coğrafyaların formasyonları bugün yeni bir küresel siyasal ekonominin, yeni kültürel akışkanlığın, yeni kent politikaları uygulamalarının kodlarını oluşturmaktadır. Ticaretin, turistlerin, kültür aktörlerinin, göçmenlerin görünürlüğü küresel şehirlerin üst cephesinde yer alırken, çeşitli kentleri birbirine bağlayan finansal ağlar, ticaret örgütlenmeleri, küresel mal zincirleri görünen cephenin öteki yüzünü oluşturmaktadır. Söz konusu profil kentlerin kendilerine özgü ekonmik ve kültürel strateji yaratmasına neden olmaktadır. Tüm bu şekillenen küresel süreç içerisinde, İstanbul kozmopolit yapısıyla ve sermaye –insan akışı düzleminde büyüyen şehir dokusuyla, küresel kentler içerisinde dikkat çeken bir kavşaktır.





Referanslar:

Sassen, S. (2000). The Global City: Strategic Site/New frontier. In I. Engin (Ed.), Democracy, Citizenship, and the Global City . London: Routledge.
Sassen, S. (2009). Uçsuz Bucak Bir Hareketliliğin Değişmez Kavşağı. Urban Age Istanbul (s. 5-7). İstanbul: London School of Economics and Political Science.

Monday, January 4, 2010

tansık



ne çok zaman içinde yol almış zaman...salınımı hiç durmayan bir toz tanesi, ışığını takiple bir seneyi daha devirmiş..derken yineliğini tazelemiş o tansık gün..kelimelerin parmak uçlarına bile dokunamayan derinlikte aslında sadece düşün-de tekrar etse de olur beden atışı..ama olsun yazmak, çizmek, dokunmak gerek..bir tarihi olmalı sevmenin..nasıl ki düşün-lerin tarihi varsa, olumlamaların , doğduğu anların parmak hesabından öte bir tanığı olmalı..biz geriye dönüp okumasak da olur..yeter ki kutlu oluş hallerimizi, evrenin bir yerine salık verelim...yine bulsun bizi sevimizde..milat bu ya, olur da bizi bulduğunda sırra kadem basan sevmelerimiz yeniden doğarız belki..
tıpkı seninle her sabaha yeniden uyandığım gibi..
doğmanın mucizevi yanı ne biliyor musun? o kara delikten geçip te ben burdayım dercesine yaygarayı basabilmekten , meydan okumaktan öte var oluşa, nefesini armağan etmen sevdiklerine..

o nefes ki, şu yer işgal ettiğim uzamda salınmama neden olan..

sıcaksın işte..adın gibi güneşli..işte ben hala varlığına inanamayan bir toz ..salınıyorum sevinde..
mucizeler karşısında durayazmayı hak ederler...

varlığın hazinem..
iyi ki doğdun
iyi ki anlamlandığımsın!

Tuesday, November 10, 2009

The Impact of Globalization on Cultural Identity

It is obvious that globalization has been encompassing cultural identity. The impact of globalization on cultural identity may be prominently in adolescence. “Adolescence may be a time of life with a more pronounced openness to diverse cultural beliefs and behaviors. “ (Jensen, 2003) Today, cultural experience broadly sustains of the argument that globalization inevitably destroys identity. According to the social-psychology attachment “locality is a powerful phenomenon, but it is also a complex one, with different possible modes of articulation and different consequent implications for people’s sense of self and of existential well-being.” (Tomlinson, 2003) Interpreted this way, these differences have relevance with cultural context.
On the other hand, the term of globalization refers togetherness. Thus, in the new age of globalization, people have become affair about the uniqueness of their own culture. Following this logic, “cultural identity provides the global significance of local knowledge and the sense of self, community and nation. (Wang, 2007) This more power of identity displays that the rise of social movements situated around identity fundaments (gender, sexuality, religion, ethnicity, nationality) might facilely subscribe. The impact of globalization thus becomes, “a matter of the interplay of an institutional-technological impetus towards globosity with counterpoised ‘localizing’ forces.” (Tomlinson, 2003) Yet, globosity integrates into capitalist enlargement with the rapid development of deterritorializing media and communications technologies. But this viewpoint is contrary to the various aspects of locality. Nation-states are building their communities by the cultural political order of local identification. Cultural identities and cultural difference are experienced as “socially constructed” (Berking, 2003), that means they become as well accessible and useful as power resources in the day life attempt for social advantages.
It is not by chance that identity policies generate a form of symbolic mobilization. Interpreted this way, “identity policies, emphasizing primarily reflexive self-relations and changing stocks of cultural knowledge” (Berking, 2003) that individuals and groups are seem to be convinced by the totalizing fictions of contingency. According to this new geography many agents act in both local, regional, national and global contexts and organization structures. “This new geography necessitates are not only elementary deterritorializations, but equally elementary reterritorialization processes with respect to cultural identities and local and transnational forms of communities. “ (Berking, 2003)
On the other hand, the world is being homogenized in global process. It treats every aspects of the globalization. In this sense, people are enforced to make their own choices on the global market. From this viewpoint, the global trend is not able to eliminate cultural diversity. Instead of the mobility of the globalization, culture is changing.
According to the Yi Wang, global homogenization has an impact on culture at all the three levels. At the firts level global homogenization “affects directly the production and use of consumer goods.” (Wang, 2007) Altouguh, consumers choose the same kind of goods everywhere, their choices are set in differing social contexts.
At the level of “social relationships, there is a certain homogenization about how a business is run and how people relate to each other in situations of production and marketing.” (Wang, 2007) From this viewpoint, orginazitional structure of people is not limited to production and marketing. Other natural (family), traditional (cultural) and associative groups are able to survive in the market.
As for the third level, “sociologists have frequently pointed out that while religion loses the dominant position and modernity has led to a differentiation of social institutions, modernity has not managed to become a substitute for religions for most people” (Wang, 2007) Interpreted this way, religions are regulating themselves in many areas.
Considering these factors, global homogenization does not implicitly touch to cultural life of people.
To sum up, in the new age of globalization, people provide the uniqueness of their own culture. Cultural identity obtains the global significance of locality and the self, community and nation. On the other hand, people formalize their identities through their culture and they defend them. From this viewpoint, globalization brings more sensitivity of cultural identity than before. Yet, globalization enhances cultural identity. The impact of globalization on culture depends on how the culture is interpreted. If we look at it negatively, globalization has a hegemonic control. On the other hand, globalization brings out the may lead to a sense of togetherness. Therefore togetherness is not contrary to diversity. The world becomes more diversified and together by globalization. Globalization is something more complex than homogenization. When the system respects to diversity of people and their cultures in this new age, global community can be marked by pluralism. In this sense, the cultures are no longer local in the traditional area, they are still diversified. This case leads to a new aspect of globalization which is not only considered as homogenizing.




References:


Berking, H. (2003). ‘Ethnicity is Everywhere’:On Globalization and the Transformation of Cultural Identity. Current Sociology , 51 (3/4), 248-264.
Jensen, L. A. (2003). Coming of Age in a Multicultural World: Globalization and Adolescent Cultural Identity Formation. Applied Developmental Science , 7 (3), 189-196.
Tomlinson, J. (2003, 03 19). Globalization and Cultural Identity.
Wang, Y. (2007). Globalization Enhances Cultural Identity. Intercultural Communication Studies , 16 (1), 83-86.